
Vejetaryenliğin tarihi insanoğlunun yeryüzünde varoluşu ile birlikte başlar. Nitekim bilimsel olarak kanıtlandığı gibi insan büyük maymunlar gibi tropikal ormanlarda yaşamış ve yiyeceğini sadece meyveler oluşturmuş, milyonlarca yıl aynı yiyecekle yaşamıştır. Ancak deprem gibi bazı beklenmedik olaylar nedeniyle başka bölgelere göç etmiş, iklim değişikliği yüzünden meyve bulamayıp aç kalınca, kendini savunmak için Öldürdüğü hayvanların etini yemek zorunda kalmış ve ateşi bulduktan sonra bu alışkanlığını sürdürmüştür.
Profesör Bunge, bilimsel kitabı Le Droit c'esi la Force'da şöyle yazar. "İnsan öncesi zamanlarda, insanın ataları büyük maymunlar gibi ağaç dallarında yaşıyor ve meyvelerle besleniyorlardı. İnsan bedeninin yapısı da bunu göstermektedir. Çünkü meyve ve ot yiyecek şekilde bağırsaklara sahiptir. İnsan sürüngen hayvan yaşamını terk edip de dik durmaya geçince yiyeceği de değişti ve et ile bitkileri bir arada yedi... Ancak bu yiyecek değişikliği sonucunda insan bedeni zehir üretti ve hastalıklar ortaya çıktı. Et besini, kısa bağırsaklar ister. İnsanda hazım borusunun yolu oldukça uzun olduğu için et burada kısa zamanda bozulur. Bu yolla kapılan hastalıklar irsileşmeye başlar ve gittikçe şiddetlenir. Özellikle bu hastalıklar aynı kanı taşıyan akrabalardan doğan çocuklarda kendini gösterir."
Alman profesör Hair, ilk insanın yiyeceği hakkında şöyle der: "Meyve ağacı dikimi ve tahıl tarımı çok eski zamanlara kadar uzanır. O zamanlar meyve tüketiliyormuş. Fosil haline gelmiş elma ve armutlar bulunmuştur. Bunları ikiye ayırııp kış azığı olmak üzere kurutuyorlarmış."
Irkların en eski ikametgâhlarını deniz kenarlarında ahşap evler oluşturmuştur. İsviçre'de "Wangen Robenhausen, Coci-ce"de orman meyveleri kömürleşmiş kümeler halinde bulunmuştur, insanlar kış azığı olsun diye bunları kurutmuşlardır. Kulübelerinden başka burada eldeğirmenleri de bulunmuştur.
Bordo, Besin Tarihi adlı kitabında şöyle yazmıştır: "Meyve kadar eski ve yaygın kullanım alanı olan bir besin bulunamaz. ( Bunların toplanması sadece ilk insanların geçim kaynağı olmuştur. İyi meyvelerin yetiştiği ılıman bölgelerde yaşayanlar yıl boyunca bu ürünle yaşamlarını sürdürürler. Nerede meyve ağaçlan dikilmişse, oranın tarihi tarım uygarlığının başlarına kadar gider."
Profesör Foye şöyle yazar: "İnsan anatomisine göre ilk insanlar etobur değil, meyve yiyen varlıklardı. Bu durumda Darwin'in sözüne inanılabilir Gustay Lubon'un sandığı gibi yırtıcı değil, sakindi. Kurtlar birbirini parçalamaz. Aslan ve kaplanlar da öyle. Bu doğal olmayan ihtiyacın insanda neden var olduğu belli değil. Vahşi kabilelerin birçoğunda kadınlara kötü dayranılması, esir muamelesinde bulunulması ve belirli bir yaşa gelince kadınların yenilmesi, bunların tümü erkeklerin başlangıçta olmayan barbarlıklarından kaynaklanmaktadır."
Uzun bir zaman, insanoğlunun atalarının sağlıklarına bir zarar gelmeksizin balıkçılık ve av ile yaşadıkları sanılmıştır. Ancak bu faraziyeyi kabullenmek mümkün değil. İlk insanlar geçici olarak göl kenarlarında ahşap evler yapmışlarsa, bu sadece yırtıcı hayvanlardan korunmak içindi, balık avlamayı kolaylaştırmak için değil. Çünkü balıklar toplu kıyımın önünden doğal olarak kaçarlardı. Üstelik böyle bir şey olsaydı, sayıları azalırdı. Öte yandan ilk insanlar, bugünkü insanın sahip olduğu olta ve ağ gibi balık avlama gereçlerine sahip değillerdi. Aynı şekilde bugün avlaklarda kullanılan tuhaf aletler onlar için meçhuldü. Hayvanların etlerini, çoban, bıçak, mezbaha, ateş, lezzet veren aksesuar olmadan yiyemezlerdi. Oysa etrafları bol bitkiyle çevriliydi ve lezzetli hoş meyvelerle pek de kolay yaşayabilirlerdi. Bu yüzden, aksine, ilk insanlar meyve yerlerdi ve günleri mutluluk içinde geçerdi.
Konudan fazla uzaklaşmayalım. Yukarıda belirtilenlerden de anlaşılabileceği gibi vejetaryenlik yeni bir şey değildir. Vejetaryenlik her iklimde ve çeşitli insan sınıfları arasında iyi bir sınav vermiştir.
Her devirde yaşayan en zeki bilginler, bütün peygamberler, inanç önderleri, insanlığın ahlaksal yükselişine ilgi duyan insanlığın zihinsel ilerlemesi ve makamının yücelmesi için çalışanların tümü, vejetaryen olarak tanınmışlar, etoburluktan kaçınmayı insanlığın perhizkârlığının en önemli etkeni olarak görüp kendilerini izleyenlere vejetaryenliği salık vermişlerdir. Milletlerin öykülerinde de açıkça görülebileceği gibi, onların ahlaksal ilerleme ve düşünsel yanılmaları yiyecekleriyle yakından ilgilidir. Bugün de dünyadaki düşünürler ve büyük kişiler aynı tarzdaki besinleri almaktadırlar. Örnek olarak bu kişilerden bazılarının adlarını verelim. Buda, Zerdüşt, Pisagor, İran mugları yani ateşperest rahipleri, Hint bilginleri, Mısır kâhinleri, Yunan filozofları Homeros, Sokrat, Eflatun, Aristo, Plutark, Epikur, Seneca, Pelin, Markorol, Virgil, Zenen, Hıristiyan ruhbanları Krizestem, Sen Koleman, Daleksandri, İslam filozof, arif ye mutasavvıfları, Hz. Ali, Ebu Ali Sina, Nasır-ı Husrev, Şeyh Necmettin-i Razi, Ebu'1-Alâ Ma'arri, Şeyh Attar, Mevlana, Gaybiler, Yezidiler, Mezdekler, Bacon, Kornaver, Gasandi, Milton, Sudenberg, Nevton, Paskal, Fenelon, Monteyn, Bernarden do Sen Piyer, Anketil do Peron, Sari Nedyiye, Jan Jak Ruso, Franklin, Seli, Lamartin, Vagner, Misle, Şopenhaver, Tolstoy, Faber, Reklus, Bosue, Volter, Edison, Metterling, Karpenter vs.
Dinlerin çoğunda etoburluktan kaçınmak gerektiği vurgulanmıştır. Brahma ve Buda hinduları hayvansal besinden uzak dururlar. Çünkü dinleri kesin olarak yasaklamıştır. Eski Mısırlılar da etten kaçınırlardı. Çünkü hayvanları kutsal görüyorlardı. Onların dinine mahrem olan Pisagor, bu inancı Yunan'da yaydı.
Eski Hint kitaplarından anlaşıldığına göre Ari ırka mensup olanlar önceleri et yemekten kaçmıyorlarmış. Hintlilerin eski kitaplarından biri olan Manu (Manavad Harma Sastra) kanunlarında şöyle yazılmıştır: l "Kanunlara uyan ve kana susamış şeytan gibi et tüketmeyen kişi bu dünyada olgunluğa erişip, hiç de hoş olmayan işkencelerden uzak kalacaktır."
İlk Buda yasası şöyle der: "Öldürmeyin sevgi dolu olun. Canlıların evrim dairesini bozmayın." Bu yüzden yeryüzündeki nüfusun büyük bir çoğunluğunu oluşturan Japonlar, Çinliler ve Hintliler vejetaryendirler.
Zerdüşt verdiği öğütlerde, Ahuramazda'nm yarattığı zararsız hayvanların öldürülmesini çirkin bir cinayet olarak değerlendirir. Avesta'da tarım, insanlığın ilk kutsal işidir. Aynı şekilde, yeryüzünün meyve biçiminde verdiği temiz yiyecekler övülür. Bu çiftçi ve köylü millet için Hürmüz'ün yarattığı her hayvanın ölümü Ehrimen'in çıkarına yapılmış bir iş sayılır. 32 Gatha'da şöyle okuruz: "Ahuramazda, dört ayaklı hayvanları öldürenlere lanet eder." Paısilerin rivayetlerinde ise Zerdüşt'ün süt ve bitki ile beslendiği kaydedilir. Eski İranlılar hayvansal yiyeceklerin pisliğinden kaçınırlardı. Debistan adlı kitapta şöyle yazılmıştır: "Büyük Yezidiler ağızlarına et sürmezlerdi. Çünkü et yemek insanın özelliği değildir. Ne zaman yemek îçin öldürülürse, bu âdet onun tabiatına yerleşir ve bu gıda yırtıcılık getirir."
Zerdüşt'ten sonra gelen iki kanun koyucu, yani Mezdek ve Mani, Budistlerde olduğu gibi et yemeyi yasaklarlar. Pisagorun izinden gidenler incir, sebze, meyve, bal ve ekmekle yaşamışlardır. Yüz yaşında ölen Pisagor, etoburluk hakkında şöyle demiştir: "Ey ölümlüler! Böyle pis bir yiyeceğe bulaşmaktan korkun!"
Horas, Arfe'nin eski Yunanlıların yırtıcı tabiatlarını yumuşatmak için et kullanımını yasakladığını kaydeder.
Riyazet hayatı sürdüren Hz. Ali etoburluk hakkında şöyle buyurmuştur: "La tec'alû butûnekum mekâbiru'l hayvânât" yani "Midelerinizi hayvan mezarlığı yapmayın."
İslamda birçok tarikat mensubu ve mutasavvıf vejetaryendi.
Ünlü doktor Ebu Ali Sina vejetaryendi. O, kendi kitaplarında etin zararlarını açıklarken şöyle der: "Hayvanların etini yemekten sakının." Aynı şekilde Necmeddin-i Râzi Mirsâdu'l-ibâd'da "etten uzak durun" derken, görüşlerini de açıklar. Büyük filozoflardan biri olan Senek (Seneque) etin tüketilmemesi konusunda önemli bilgiler verir. Bu bilgilerin özü kısaca şöyledir: 1) Hayvan eti yemekten doğan iğrenme kadar doğal bir şey olamaz. 2) İlk insanlar bu işe mecbur kaldılarsa, bu, çaresiz kalmalarından dolayıdır. 3) Nankörlük, barbarlık ve heves düşkünlüğü et yemekten ileri gelir. 4) İnsan bedeni et yemek için yaratılmamıştır.
"Siz vahşi canavarlardan, parstan, kaplandan ve aslandan söz ediyorsunuz. Ama zulüm yapmakta bu hayvanların pabucunu dama atıyorsunuz. Çünkü öldürmek onlar için yiyecek' sayılır. Ama sizler için leziz bir lokma demek ve ondan igrenmeyi gizleyecek kadar bu işte zarafet gösterisi yapmanız gereyor."
Yunan filozoflarından Plutark şöyle der: "Bana Pisagor'un et yemekten niçin kaçındığını soruyorsun. Ama aksine ben sana soruyorum: Acaba hangi insan ilk kez murdar eti ağzına almaya cüret etti? Çünkü sofrasında ceset ve leş bulunduruyor. Bir süre önce ses çıkaran, kükreyen, yürüyen ve bakan canlıların organlarını midesine gömüyor. Gözleri öldürme olayını görmeye nasıl dayandı? Savunmasız zavallı bir hayvanın kanının alınışını, derisinin yüzülüşünü ve parça parça edilişini nasıl seyredebildi? Titreyen etlerin görüntüsüne nasıl dayanabildi? Siz masum ve sakin hayvanların kanına susamışsınız. Oysa hiç kimseye zararı yoktur onların. Size alışıyorlar, sizin için çalışıyorlar ve hizmetlerinin karşılığında siz onları yutuyorsunuz!
"Ey doğaya aykırı davranan cani! Hemcinslerini yemek için mi yaratıldın? Neden inat ediyorsun? Kas ve kemik sahibi canlılar hassas ve diri varlıklardır. Bu korkunç yiyecekler yüzünden meydana gelecek nefretten kork..."
Profesör Gasendi, Von Helmont'a mektubunda şöyle yazmıştır: "Dişlerinizin yapısının et yemek için yaratılmadığına emin oldum. Çünkü doğanın et yemek için var ettiği tüm canlıların dişleri konik, kesici, farklı yükseklikte ve birbirinden ayrıdır. Aslan, kaplan, kurt, köpek vs bunların arasındadır. Ama sadece sebze ve meyve ile yaşamak için yaratılanların dişleri kısa,küt ve birbirine yakındır. Ayrıca birbirine eşit uzaklıktadır."
Keşiş Jan Krizestem, "Biz kurt ve kaplanları taklit etmişiz.Ya da onlardan daha kötüyüz. Çünkü Tanrı bize adalet hissi 'vermiştir" der.
İngiliz doğa bilgini Jan Rey, vejetaryenlik konusunda şu açıklamada bulunur: "Gerçekten de insanda bir etoburun organları yok... Bağlarımız, bahçelerimiz ruhumuzu okşayan lezzetleri gözümüzün önüne seriyor. Oysa mezbahalar ve kasap dükkânları pıhtılaşmış kan ve iğrenç pislikle dolu."
Büyük tabiat tarihi bilginlerinden Bufon da şöyle yazmıştır: "İnsan da hayvan gibi bitkilerle yaşayabüir... Galiba doğa onun heves, istek ve hırslarına cevap veremiyor. İnsan tek başına bütün canlılardan daha fazla et tüketiyor. Bu, gerekli oluşundan dolayı değil, tamamen zulümden ileri geliyor."
Volter der ki: "İnsanlar kuvvetli içkilerle susuzluklarını bastırmışlar ve öldürmekten bıkmışlardır. Hepsinde onları yüz türlü çıldırtan, yakıcı ve fıkır fıkır kaynayan kan var. Onların büyük çılgınlıkları, kendi kardeşlerinin kanını dökme kuruntusuna kapılmaları ve mezarlıkların üstünde saltanat sürmek için verimli ovaları harap etmeleridir."
Mutaassıp leş yiyicilere birazcık düşünmeleri için Şili'nin şu kelimelerini aktaralım: "Mukayeseli anatomi insanın meyve yiyen hayvanlara benzediğini bize göstermektedir. Onda otoburlukla ilgili hiçbir iz yoktur. Ne avını tutacak bir pençesi, ne canlı hayvanı parçalayacak dişleri var. Tırnakları iki parmak uzunluğunda olan bir mandaren, canlı bir tavşanı yakalayamaz. Mide düşkünlüğümüzün sebep olduğu bütün hilelerle bir yabani sığırı evcilleştiriyor, doğaya aykırı da olsa koçu koyuna dönüştürüyor, böylece etin yumuşayıp bozulmasını sağlıyoruz. Bu, sadece murdar eti süslemekten ve çiğnenebilir hale getirmek için bilimsel pişirme tekniklerine başvurmaktan ibaret bir kandırmacadır ve ete çeşni katmakla kandan doğacak tiksintiden uzak tutmaktadır bizi. Dürüstlük ve mutluluk arzusunda bulunanlardan kendi üzerlerinde bitkisel yiyecek denemesi yapmalarını rica ediyorum... Ne yazık ki bu besin tercihi sadece bilim adamları arasında gözetilmiştir. Oburluk ve hurafelere göz yumabilmektedirler. Dar görüşlü insanlar ise hastalıklara kurban gitmişlerdir. Besin yardımıyla acılarını dindirecekleri yerde ilaç vasıtasıyla dindirmeyi tercih ederler."
Büyük hatip Bosue, insanın ahlaki ve cismani çöküntüsünü murdar yiyeceklere yüklemekte kuşku duymaz. "Bugün doğal olarak içimizde uyanan nefrete rağmen yiyecek için kan dökmemiz gerek. Soframızı doldurup özene bezene donatmamız, yediğimiz leşlerde görüntü değişikliği yaratmamıza yetmektedir.
"Ama tek talihsizlik bundan ibaret değil. Ömür kısalmış ve insan soyunda oluşan sert tabiatlılık dolayısıyla daha da kısalmaktadır... Eski zamanlarda hayvanları öldürmekten kaçınan insanlar kendi hemcinslerinin canına kıymaktan uzak durmaya da alışmıştı..."
Vejetaryenlerin büyük önderlerinden biri olan Kolizos yazdığı kapsamlı kitapta şunları kanıtlar:
1- İnsan asla etobur bir hayvan değildir ve doğal olarak varlıkların en sakinidir.
2- Hayvanları öldürmek onun hata ve cinayetlerinin temelini oluşturur. Aynı şekilde hayvansal besinler onun çirkinleşmesine, hastalıkların erken gelmesine ve ömrünün kısalmasına neden olur.
3- Bu sapıklık onun gelecekteki yazgısını kirletmekte, yani sonsuz bir yaşamı geriye atmaktadır."
Ünlü tarihçi ve yazar Misle şöyle der: "Kadın ve çocukların özellikle meyve yemeleri bir inayettir. Etin pisliğinden sakınmaları, başkasının ölümüne neden olmayan günahsız varlıkların ürünlerinden güzel kokulu ve leziz yiyecekler hazırlayıp onlarla bir arada yaşamaları Tanrı'nın bağışıdır."
Başka bir yerde de şöyle der: "Hayvanın hakları Tanrı kattındadır... Hayvan karanlık sırlarla doludur. Şu uçsuz bucaksız dünya bu dilsiz hayvanların rüyaları ve açılarıyla doludur._Ama b uacılarijdjjsizjik diliyle açıklarlar. Tüm doğa, kardeşini kendi altında görüp küçümsediği halde yine de işkence yapan insanoğlunun barbarlığına karşı itirazda bulunur ve insanı, her ikisini de yaratanın huzurunda mahkûm eder.
"Yaşam, ölüm ve hayvansal besinin neden olduğu katliam yapma. İşte bu acı sorunlar gözümün önünden geçiyor. Ne yürek eriten bir keşmekeş! Şu dünyadaki alçaklıkların ve vahşiliklerin bizden uzak olduğu bir başka gezegen arzu edelim!"
Ünlü Rus yazan ve büyük filozof Tolstoy şöyle yazar. "Et yeme alışkanlığı barbarlık zamanlarından kalmıştır ve vejetaryenliğin ortaya çıkışı çok tabii ve eğitim-öğretimin ilk tesiri sayılır."
Büyük bilgin Faber şöyle yazmıştır: "Sığır, koyun ve kuşların etleri ne kadar korkunç! Bu kan kokarken, o öldürmekten söz eder! İnsan bunu düşünse, sofraya oturmaya cesaret edemezdi."
Ünlü biyokimyacı Gotiye, vejetaryenlik hakkında der ki: "Bu tarz yiyeceği akıl yoluyla kabullenmek mümkündür. Akıllı, sakin, zevk sahibi fakat kurnaz, güçlü, çevik ve bol üreyen nesillerin idealdeki evrimi ve eğitimi için çabalayanlar da vejetaryenliği öveceklerdir."
Profesör Sari Rişe görüşünü açıklarken "Şunu bilmeliyiz bir kere: Hayvansal besin gerekli mi gereksiz mi? Binlerce hayır. Bu besin lazım değil. Her şey tanıklık etmekte. Anatominin alfabesi bu" der.
Besin üzerine birçok araştırma yapan Profesör Landozi "Tükettiğimiz ve tüketmekte her gün daha da aşırya kaçtığımız hayvansal besin, yiyecek değil, bedenimizi zehirleyen bir şeydir" demiştir.
Çağdaş büyük yazarlardan Metterling, vejetaryenliğin üstünlüğünü bilimsel açıdan şöyle açıklar: "Bitkisel besin hakkında yapılan eleştirilerden hiçbirinin çok basit bir mantık karşısında bile direnemeyeceğini itiraf etmek zorunda kalırlar. Ben, tanıdığım tüm vejetaryenlerin sağlıklarında önemli ölçüde iyilesme olduğunu, sanki boğucu eski bir zindandan kaçmışçasına zihinlerinin açıldığını tasdik ediyorum."
Yine şöyle ilave ediyor: "Dünyada hayvansal besinden el çekilebilseydi, iktisadi kriz doğar ama bunun sonucunda ahlaksal iyileşmeye gidilirdi." Roman Roland, Jan Krisio adlı kitabında şöyle yazmıştır: "Milyonlarcası her gün pişmanlık duyulmadan boş yere katledilmekteler. Bu düşünceye kapılan biri alaya, alınır. Ama bu affedilmez bir cinayettir ve sadece bu bile insanın neden acı çektiğine tanıklık etmektedir.
"Bir tanrı varsa, göz yumup intikam çığlığı atıyor. Her tanrının karşısında iyi bir tanrı daha vardır. Ona göre varlıkların en biçaresi özgür olmalıdır. Ancak zorbalar için tanrı varsa, kara talihliler için adalet olmayacaktır. Ne iyilik vardır, ne adalet"
Riçardson, "Yirminci yüzyıl bitmeden yalnız mezbahaların kapanmasını değil, etin yiyecek olarak tüketilmekten vazgeçilmesini de istiyorum" der.
Ne mutlu ki sayısız doktor, bilim adamı, edip ve filozof vejetaryenlik taraftarı. Bugün dünyadaki tüm ülkelerde bu tarz beslenmeyi kabullenen birçok topluluk var. Aynı şekilde büyük nüfuz sahibi olan Mezdek ve Yezdani inançlarının bağlıları bu tarz beslenmeyi uygulamaktadırlar. Bunun açıklanması elinizdeki kitapçığa sığmayacaktır
Vejetaryenliğin faydaları
Vejearyenlik nedir
Vejetaryen beslenme
Saglikli yasam
Restoranlar
cafelerE-groups
Anketi
Ünlüler
Ünlü sözler
Dinlerde vejetaryenlik
Vejetaryenlik ve ruhsallik
Yemek tarifleri
Vejetaryenligin sebepleri
Alisveris
Kitaplar