Yazı: Çiçek Erdem
"Gerçekte insan, acımasızca kendi dışındakileri öldürdüğü için vahşi hayvanların kralıdır. Biz, diğerlerinin ölmesiyle yaşarız. Onların mezarlarıyız." Yüzyılların en büyük dâhilerinden ve bir etyemez olan Leonardo da Vinci böyle demiş. "Gölge etme başka ihsan istemem" sözüyle ünlü Sinoplu Diyojen de havyan eti yiyebilenlerin insan eti de yiyebileceklerini öne sürmüş. Yine etyemezliğiyle ünlü oyun yazarı George Bernard Shaw'un sözleri ise daha da çarpıcı:
"İnsanlar, bir arslanı öldürmek istediği zaman ona spor der, bir arslan onu öldürmek istediğinde ise buna vahşet der. Hayvanlar benim arkadaşlarım ve ben arkadaşlarımı yiyemem."
Günümüzde, gelişmiş, kendi kendini doyurabilen ya da açlıktan ölümlerin yaşanmadığı ülkelerde, kimi insanlar türlü türlü gerekçelerle hayvan eti yemeyi reddediyor. Kimileri hayvanları çok sevdiğinden, kimileri inançları gereği kimileri de sağlık nedenleriyle... Bu insanların tümü ortak bir sözcük ile tanımlanıyor: "Vejetaryen".
Sözcük, İngilizce ve Fransızca'daki "vegetable", yani "sebze"den geliyor. Bununla birlikte, kendini "vejetaryen", yani "etyemez" olarak nitelendiren kişiler yalnızca sebzeyle değil, yanısıra meyve ve tahıl ürünleriyle de besleniyorlar. Kendini en azından Bernard Shaw kadar hayvan dostu kabul eden kimi vejetaryenler, hayvanların yalnızca etini değil, yumurta, süt ya da bunların türevi olan peynir gibi, besin maddelerini de kullanmayı reddediyorlar. Kimileri ise yumurta ve sütün elde edilmesi sırasında, bir hayvanın canına kastedilmediği gerekçesiyle bu ürünleri tüketiyorlar.
1994'te İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre, sağlıklı yaşayanlar daha çok vejetaryen. Bu yargıyı pekiştiren, yarısı etobur, yarısı da etyemezlerden oluşan 10 bin kişiyi kapsayan bir araştırmanın sonuçları oldukça ilginç. Genel yaşam süresi vejetaryenlerde etoburlara göre yüzde 20 daha uzun. Kanser ve kalp hastalıklarından ölümler ise yine vejetaryenlerde yüzde 39 ile 28 oranında düşük.
Aşırı kilo sorununda da vejetaryenler daha avantajlı. Aşırı kilo alma, özellikle Batı ülkelerinde giderek yaygınlaşıyor. Konfeksiyon sektörü giysi boyutlarını büyüterek işin içinden çıksa da, aşırı kilolar sağlık yönünden sorun olmayı sürdürüyor. Araştırmalar aşırı kilo sorununun et yiyenler arasında çok daha yaygın olduğunu gösteriyor. Kuşkusuz, aşırı kilolardan kaynaklanan kalp, ve kanser hastalıkları da daha çok bu grupta görülüor. Bu nedenle yaklaşık 3 milyon vejetaryenin yaşadığı İngiltere'de her hafta 2 bin kişinin vejetaryen beslenme biçimini seçtiği belirtiliyor.
Dünya Diyetisyenler Birliği'nin yaptığı bir araştırmaya göreyse, insan ın ölümüne neden olan, kalp krizi, yüksek tansiyon ve gut hastalığı başta olmak üzere 18 ölümcül hastalık vejetaryenlerde görülmüyor.
Aslında vejetaryen beslenme ya da yaşam biçimi, insanoğlunun dünya üzerinde yüzbinlerce yıllık serüveninin yanında çok yeni bir olgu. Ülkemizde yaygınlaşması ise neredeyse yirmi yıllık bir süreci kapsıyor.
Her ne kadar ilk insanların yaşam biçimlerini aktaran kitaplarda ya da filmlerde, atalarımızın çiğ çiğ et yedikleri görülüyorsa da, insanın dişleri et değil ot yemeye uygun. Bağırsakları da otobur canlılardaki gibi uzun. Etle beslenen hayvanların dişleri sivri, bağırsakları ise kısadır. Etobur hayvanların bağırsaklarından kısa sürede atılan et, insanın sindirim sisteminde daha uzun süre kaldığı için zehir etkisi yapıyor. Bunun sonucu ise, bilindiği gibi, yıllar sonra türlü hastalıklar biçiminde ortaya çıkıyor. Bir de hayvanın öldürülmeden önce yaşadığı bir korku var ki, bunun sonucunda da, hayvanın ölüm anında salgıladığı hormonlar, insan bedenine geçtiği zaman kimbilir neler oluyor. Kimi vejetaryenler dünyadaki savaşları, terör olaylarını, kısacası insanoğlunun saldırganlaşmasını ve vahşileşmesini buna bağlıyor.
Çağdaşlaşma ve getirdiği sorunlardan ötürü, günümüz insanı giderek yalnızlaşıyor, önce çevresindekilere sonra kendine yabancılaşıyor ve giderek kendi içine dönüyor. Bu durum bireye iki seçenek sunuyor: Kendiyle ve insanlarla hesaplaşıp, yüzleşmek ve yaşama yeni bir gözle bakabilmek; dünya ve üzerinde barınan tüm canlılara sevgiyle ve saygıyla yaklaşmak. Bu durum, insanın ruhsal evriminde bir dönüm noktası oluşturuyor kuşkusuz. Bu hesaplaşmayı yapmayanlar ya da yapamayanları ise başta "depresyon" adı verilen çağın hastalığı olmak üzere çeşitli ruhsal hastalıklar bekliyor.
Araştırmalar, ister sağlık gerekçeleriyle olsun, ister felsefi gerekçelerle olsun, vejetaryen beslenme ve yaşam biçimini seçenlerin yüzde yüze yakın bir bölümünün, geçmişiyle ve geleceğiyle yüzleşen ve yaşama umutla bağlanan kişiler olduğunu gösteriyor.
Şiirlerde ve türkülerde değinildiği gibi, "bir insanı sevmekle başlıyor" herşey ama bunu, dünyayı ve üzerindeki tüm canlılığı sevmeye dönüştürmedikçe neye yarar. Yoksa, vejetaryenlik, "moda" sözcüğüyle açıklanan, "bugün var yarın yok" bir davranıştan öte bir anlam taşımayacaktır.
Vejetaryenler kim?
Veganlar: Süt, tereyağı, yumurta gibi havyansal gıdaları kesinlikle yemiyorlar. Bu grup, vejetaryenlerin küçük bir bölümünü oluşturuyor. Yeterli beslenmeme kaygısıyla hekimlerin ve beslenme uzmanlarının en çok korktuğu grup.
Lakto-Ova vejetaryenler: "Lakto", süt ve süt ürünlerini, "ova" ise yumurta ve yumurtadan üretilen yiyecekleri dile getiriyor. Bu grubun bir bölümü yalnızca süt ve süt ürünlerini, öteki bölüm ise yalnızca yumurta yiyor. Fakat çoğunluk hem süt hem de yumurta tüketiyor.
Beyaz etçiler: Bu grup zaman zaman et yiyor. Çoğunlukla deniz ürünlerini ya da tavuk etini yeğliyorlar. Ağırlıklı olarak sebze tüketiyorlar.
Çiğ sebze ve meyveciler: Küçük bir grup. Kimileri yalnızca çiğ sebze ile, kimileriyse kabuklu yemiş, meyve ve sebze ile besleniyorlar.
Vejearyenlik nedir
Vejetaryen beslenme
Saglikli yasam
Restoranlar
cafelerE-groups
Anketi
Ünlüler
Ünlü sözler
Dinlerde vejetaryenlik
Vejetaryenlik ve ruhsallik
Yemek tarifleri
Vejetaryenligin sebepleri
Alisveris
Kitaplar