Vejetaryen olmak
Dr. Şükrü Bilge
Vejetaryen değilim. Olmayı düşündüm, ama uygulamaya koyamadım. Belki tembellikten (yoksa annemin vereceği tepkiden mi korktum?), belki de bu konuda kesin bir karara varmayı hep ileri bir tarihe ertelediğimden.
Kesin bir karara varmak konusunda da kuşkularım var aslında, vejetaryen olmanın tamamiyle bir tercih meselesi olduğu kanısındayım zira.
Olmayı düşündüm, çünkü vejetaryenliğin (özünde) her zaman savunmuş olduğum yalın ve sağlıklı yaşam biçimine ilişkin bir arınma (katharsis) ruhu taşıdığına inanıyorum. Erteledim, çünkü temel düzeyde değişimler gerektirebilecek böyle hassas bir konuda kesin bir karar vermek için kendimi hazır hissetmiyorum.
Vejetaryen olmamayı seçmenin de vejetaryen olmayı seçmek kadar saygın bir tercih olduğunu unutmayalım ve bu konuda daha iyi fikir sahibi olabilmek için eldeki verilere bir göz atalım.
...
Vejetaryenliğin Türkçe karşılığı:Etyemezlik. Sözlük anlamı:Ahlaka ya da beslenmeye ilişkin nedenlerden ötürü (balık ve kanatlılar dahil) hiçbir tür et yememek. Kimi vejetaryenler süt, süt ürünleri ve yumurtayı da yemezler, bazıları bunları yemekte sakınca görmüyorlar. (Etin, insan vücudu için gerekli tüm aminoasitleri içeren kusursuz bir besin olduğu da gözardı edilmemeli bu arada).
Etyolojisinde, tüm hayvanların (insan dahil) aynı soydan geldiği, bu nedenle insanın yemek için diğer yaratıkları öldürmemesi gerektiği türünde görüşler, ruhun yeniden bedene döneceği şeklinde dini kökenli inançlar veya kanlı kurban törenlerine karşı çıkmak gibi hümanist düşünceler yatıyor, tarihçesi ise epey eskilere uzanıyor.
Platon etsiz beslenme biçimini öğütlüyor. Budistler, hiçbir canlıya zarar vermemek gibi ahlaki kaygılarla hayvan öldürmeye karşı çıkıyorlar. (Bugün Hindistan'da inek hâlâ kutsal)! Akdeniz toplumlarında da yaygın olan vejetaryenlik, Çin'e ve Japonya'ya dek uzanıyor, ancak Batı'ya oldukça geç ulaşıyor.
Zamanla, değişik felsefi görüşlerin eklenmesiyle etyemezliğin değişik şekilleri oluşuyor ve akım kendisine Voltaire, Tolstoy, Bernard Shaw gibi ünlü yandaşlar buluyor.
Tek Tanrılı dinlere baktığımızda, vejetaryenliğe önem verilmediğini görüyoruz. Musevilerin et içermeyen dini perhizlerine ve kimi Hıristiyan grupların et yemeyi zalimlik saymalarına rağmen, büyük dinler et yenmesinde sakınca görmüyorlar.
İslam'da ise, vejetaryenliğin hiç yeri olmadığı gibi, müslümanlar yılın belli bir zamanında Allah'a hayvan kurban etmeyi kutsal sayıyorlar. (Bu eylemin herkese eşit aş gibi sosyal bir norm taşıdığını da kabul etmek gerekiyor).
Günümüzde vejetaryenlik, halen etik amaçlar içermesine rağmen, daha çok sağlıklı bir beslenme biçimi olarak kabul görüyor ve vejetaryenler tutumlarını 'kozmik uyuma dayalı yaşama biçimi' şeklinde tanımlıyorlar. [Bazı etyemezler vejetaryen kelimesinin İngilizce'deki vegetable (sebze) sözcüğünden, daha püriten olanlarsa Latince'deki vegetus(etkin)'dan türetildiğini savunuyorlar.]
Dernekleri, lokantaları, özel konaklama yerleri, (baklagillerin önem kazanmasıyla) yüksek proteinli sebzeleri pazarlayan fabrikaları ve Uluslararası Etyemezler Birliği ile vejetaryenlik bugün bir sanayi! (Anlayacağınız, Batı herşeyde olduğu gibi bu işin içine de etmiş bulunuyor).
...
Bana gelince, kürkleri için öldürülen morsları veya dişleri için katledilen filleri sonuna dek kahramanca savunabilirim belki ama, hiçbir canlıya zarar vermeme düşüncesinden yola çıkan vejetaryenlik anlayışı pek mantıklı gelmiyor fikrime. Aynı idolü tarlalarımıza zarar veren fareleri ve ekinlerimizi yiyen kargaları korumaya dek vardırabiliriz çünkü, hatta daha da ileri gidip bakteri ve virüslere de hayatlarını bağışlayabiliriz pekala!
Doğa gibi, epey kanın döküldüğü bir arenada, doğadan ve doğal olandan yana bir insan olarak, doğa kanunlarına müdahale etmemek ve varlığımıza olduğundan fazla anlamlar yüklememek gerektiği inancındayım.
Koçları canlı canlı boğazladığımız konusunda yaygara koparmayı pek seven Batı'ya ise gülmekle yetiniyorum, çünkü aynı Batı'nın (büyükbaşları kesimden önce nasıl bayılttığını tatlı tatlı anlatsa da), zavallı istakozları iki saat nasıl canlı canlı kaynattığını çok iyi biliyorum (ve ideolojik kökenli törensel katliamların gastronomik kökenli tecimsel katliamlardan daha mazeret kabul eder olduğunu düşünmek eğilimindeyim).
...
Günün birinde vejetaryen olacağım, ama sanırım bu, beslenme tarzımı yaşam biçimime uydurmak, bedensel ve zihinsel açıdan daha zinde olmak ve bahsetmiş olduğum katharsis misyonuna ters düşmemek için olacak, bu konuda ahlaki bir kaygı taşıdığım için değil! (Atıklarla kirlettiğimiz denizler, bir türlü vazgeçemediğimiz nükleer deneyler ve İstanbul'da gittikçe düşen bir eğri çizen ağaç sayısı konusunda ciddi endişeler taşıyorum ama)!
...
Evet, vejetaryen olmak ya da olmamak! Tüm mesele bu olmasa da üstünde oturup düşünmeye ve vardığımız çıkarımlardan yeni fikirler türetmeye değer bir konu! Hangi sebeple olursa olsun, et yememeyi (fanatikleştirmedikleri sürece!) seçen (radikal olmak serbesttir!) vejetaryen dostlarımı destekliyorum, yeterince grinin olduğu şu yaşlı ve köhne dünyamızın değişik renklere, çeşitlere ve tarzlara ihtiyacı var çünkü!
(Bu yazı, derginin bu ayki dosya konusu 'Hayvan Deneyleri' olduğu için kaleme alınmıştır).
Vejearyenlik nedir
Vejetaryen beslenme
Saglikli yasam
Restoranlar
cafelerE-groups
Anketi
Ünlüler
Ünlü sözler
Dinlerde vejetaryenlik
Vejetaryenlik ve ruhsallik
Yemek tarifleri
Vejetaryenligin sebepleri
Alisveris
Kitaplar