www.vejetaryen.net
Anasayfa Yap Mail Sohbet Forum Yardim
69
Hayvan Özgürleşmesi

MİSTİK ARAYIŞLAR

 

Vejetaryenliğin dünya üzerindeki yaygınlık derecesini araştırırken, bir de ne
göreyim: Özellikle doğu dinlerine mensup bir çok vejetaryen, et yememe
kararlarını inançlara dayandırmışlar! Yani vicdanlarının sesini direkt olarak
dinlemektense, Buda ne diyor, Zerdüşt bu konuya nasıl yaklaşıyor, Hindularda, Brahman inanışlarında et yemek günah mıdır, değil midir, diyerek hep bir yerlerden inayet beklemişler!

Sadece doğu dinlerinden bahsederek haksızlık etmeyelim: İnternete girdiğimde; İsa et yer miydi, Musa tasvip eder miydi gibi bir çok arayışların yanı sıra, Hz. Ali'nin: "Midelerinizi hayvan mezarlığı yapmayın" sözü de sık sık karşıma çıktı! Öte yandan Buhari hadislerinde, "Veda Haccı"nda 100 deve kurban eden Hz. Muhammed ile birlikte Hz. Ali'nin de kendi elleriyle develeri kestiği de açık bir dille anlatılıyor! İnsan bir müddet sonra neye inanacağını şaşırıyor.

İşte burada ben düşünmeye başlıyorum: İnsanoğlunun, kendine doğru gelmeyen bir davranış için, bir yasaklayıcıya ihtiyaç duymaksızın, kendi vicdan süzgecinden geçirerek bazı kararlar vermesi çok mu zor?! Yalan söylememek, hırsızlık yapmamak gibi evrensel doğruları bile hep kendimiz dışındaki bir otoritenin korkusu altında mı kabul etmek zorundayız?

Ne yazık ki, insanlar hiç sormadan, sorgulamadan, kendilerine çocukken
anlatılanlarla hareket ediyorlar. Kurallar, yasaklamalar, emirler kulaktan dolma bilgilerle elde ediliyor. Üstelik bu yasaklama ve emirler öyle güzel hikayelerle süslenerek bizlere empoze ediliyor ki! Örneğin, oğlunu sırf gördüğü bir rüya üzerine(!!) Allah'a kurban etmeye hazırlanan İbrahim, tam bıçağı biricik oğlunun boğazına dayamışken, gökten bir koyun süzülerek toprağa deyiyor; ve Allah tüm bunların (meğerse) bir deneme olduğunu müjdeliyor! Burada, "Allah nasıl olur da İbrahim'e verdiği armağan olan oğlanı kesmesini, ondan bir cinayet işlemesini isteyebilir?", "Bir düş bu isteğin nasıl olur da kanıtı sayılabilir?" "Allah neden böyle bir denemeye ihtiyaç duyabilir ki?" veya "Oğlanı kesmesin diye illa başka bir yaratık mı yerini almalı, mutlaka bir canlının kesilmesi mi gerekiyordu?!" gibi sorular sormak boşunadır...

Bu tarz öykülerin kaynağına tarihin daha eski sayfalarına başvurarak ulaşmak mümkün... Tarih oldum-bittim çeşitli hayvanların yanı sıra, el değmemiş genç kızların Tanrılara kurban edilme öyküleriyle dolu... Çağımızda bile kendi öz evladını Allah'a kurban etmek isteyen meczuplar çıkabiliyor. Anlaşılan o ki, insan mutlaka bir şeyleri, bir şeyler uğruna, başına bir şeycikler gelmesin diye boğazlayacak, kanını akıtacak, adına da kurban diyecek... En azından bu bir kaç yüzyıl daha böyle...

Tarih boyunca en zengin tüccarların başında deri ticaretiyle uğraşanlar gelmiş. Eski Yunan'da Poseidon, rüzgara hükmetmekten başka işi olmadığı halde, zenginliğini deri ticaretinden elde etmiş. Din ile deri ticaretinin elbette sonunda bol kolesterollü bir şölene dönüşmesi kaçınılmazdı. Eski dinlerin çoğunda kurbanlık olarak kuyulara atılan kızların pek de ekonomik değer taşımadığı görüldü. Hem yiyecek, hem giyecek hammaddesi olabilecek koç, koyun, deve gibi "kurbanlıklar" varken kızlarla uğraşmanın basiretsizliği, ola ki bir uyanık tüccarın da aklını çelmiş olmalı! Bugün dahi, bayramdan günler öncesi şiddetli "post" kavgalarının yaşanmasının ardından, kurban edilen hayvanların daha kanı kurumadan; kamyon kamyon, alelacele tabakhanelere yetiştirilmelerinin altında da bir keramet olsa gerek!

Din bahane edilerek, ortalığın kan gölüne çevrilmesinin günümüzde bazı din
adamlarını da fazlasıyla rahatsız etmiş olduğunu görüyoruz. Sayın Yaşar Nuri
Öztürk'ün tam Kurban Bayramı arifesinde, (26 Mart ve 2 Nisan 1999) Hürriyet
gazetesindeki köşesinde yazdığı yazıları büyük bir ilgiyle okudum. İlk yazısında,
kurbanın katiyen farz veya sünnet bir ibadet olmadığını anlattıktan sonra, derilere göz dikmiş olan din sömürü sektörünün, Allah'ın ve fakirin adını paravan yapmak suretiyle zengin-yoksul demeden herkese kesim yaptırttığını ağır bir dille eleştiriyor. İbadet adı altında mazlum hayvanların kıvrandırılmasına isyan ediyor ve utanç verici, yürek paralayıcı bu manzaraların aslında peygamberin buyruklarına da tamamen zıt olduğunu açıklıyor. Aslında bir fakirin daha elzem bir ihtiyacının karşılanmasının çok daha büyük bir sevap olduğunu belirttikten sonra, illa ki hayvan keseceğim diyenlerin bulunacağını varsayarak, en azından hayvanın batıdaki yöntemlerle uyuşturularak, acı çekmeden kesilmesi gerektiğini yazıyor. Bu konudaki acil kanunların konulmasını da haklı olarak talep ediyor...

Böylesine aydın, vicdan ve merhamet sahibi, cesur din adamlarının varlığı
insanı umutlandırıyor. Yaşar hocayı bu düşüncelerinden dolayı tebrik ediyorum!

UYUŞTURARAK KESİM

Uyuşturarak kesim fikri nispeten daha insani gibi görünüyorsa da, iş aslında bu kadar basit değil... Mezbahalardaki kesim anına gelinceye kadar hayvanlar çok büyük eziyetler çekiyorlar, nakliye esnasında aç-susuz daracık araçların içinde seyahate mecbur bırakılıyorlar, mezbahalarda "Hayvandır, nasıl olsa anlamaz" düşüncesinin aksine, başlarına gelecekleri hissediyor, büyük korku ve panik yaşıyorlar... Siz hiç kesim yerine tıpış tıpış giden bir hayvana rastladınız mı? Tamamı boynuzlarından çekilerek, arkalarından itilerek, yaka paça taşınıyorlar son nefeslerini verecekleri yerlere! Hangi birimiz tahammül edebiliyoruz böylesi görüntülere, pek azımız değil mi? Ama sofradayken tüm bunları unutuyoruz, tabağımızın içindekinin kısa bir süre öncesine kadar kendi halinde yaşayıp gitmekte olan o canlıya ait parçalar olduğunu kolay kolay aklımıza getirmiyoruz!

Tavukların hali ise daha da içler acısı: Tüm yaşamları boyunca, bize bir öğün
yemek olabilecekleri ana kadar, daracık kafeslerde, alt alta üst üste, bir gram
toprağa, havaya, doğal bir yeme, koşuşturabileceği bir arazi parçasına hasret;
yanındakini gagalamasın diye gagaları dağlanmış bir şekilde çile dolduruyorlar:
Uyuşturulsalar ne değişecek? Baş aşağı sallandırılıp boğazlanacakları ana
kadar, bir çoğu insana son derece zararlı hormonlarla, yapay yemlerle beslenmiş bu piliçler, aslında onları yiyenlerle beraber "modern tavukçuluğun" kurbanları!
;Aynı şekilde, hormonlarla beslenen sığırların, kesimden sonra da nitratlarla
muamele gören etlerini yiyerek, türlü hastalıklara davetiye çıkaran, "modern
hayvancılığın" kurbanlarından da bahsedemez miyiz?

Son saniyelerine uyuşturularak da girecek olsalar, bir canlının benim tabağımda bir öğün olması için bu denli eziyet çekerek yaşatılmasını ve benim için öldürülmesini kabul etmediğimden, seçimimi onun doğal yaşamını sürdürmesinden yana kullanıyor; kendi soframdaki çorbalarıma, sebze, meyve, makarna, börek, pilavlarıma, salatalarıma, tatlılar ve türlü türlü yemişlerime dönüyorum. Hayvanlara gelince; doğada serbestçe yaşasınlar, ecelleriyle ölsünler, benim tabağıma iki kemik pirzola olmayıversinler!

İlginç bir not: Amerikalı bir vejetaryen hiç üşenmemiş hesaplamış: 70 sene
yaşayan bir vejetaryen, et yememekle; 11 sığır, 1 buzağı, 3 koyun, 23 domuz, 45
hindi ve 1097 tavuğun hayatını kurtarmış oluyormuş. Bu rakamları Türklere
uygulamak için, domuz sayısını koyunlara eklemek yeterli!

 

Vejearyenlik nedir Vejetaryen beslenme Saglikli yasamRestoranlarcafelerE-groupsAnketiÜnlülerÜnlü sözler
Dinlerde vejetaryenlik Vejetaryenlik ve ruhsallik Yemek tarifleriVejetaryenligin sebepleri AlisverisKitaplar
Bu site en iyi IE 5.0 ve üzeri browser ve 1024x768 çözünürlükte izlenilebilir. copright©2002 by ßeyazKartal