www.vejetaryen.net
Anasayfa Yap Mail Sohbet Forum Yardim
69
Hayvan Özgürleşmesi

Et ve Kurban Ekolojisine Küresel ve Enerjetik Bir Bakış:

Et mi yiyelim; Kul veya İnsan Hakkı mı?

Dr. Umur Gürsoy

Giriş

Yeraltı suyunun çekilmesi; doğa parklarında ve koruma alanlarındaki otların solması; nadir canlı türleriyle dolu ormanların yanması; hayvanların yarattığı milyonlarca ton gübrenin sağlıklı yok edilmesi; limonluk etkisi ve küresel ısınmanın artması; etten zengin beslenmeye bağlı artan kalp, dolaşım sistemi hastalıkları ve bazı kanser türlerindeki artış sorunları. Doksanların başında dünyada yaşayan insan sayısının üç katına ulaşmış evcilleştirilmiş hayvanların sayısı. Worldwatch Enstitüsü'nün Dünyanın Durumu 1992 Raporu'ndaki "Hayvancılıkta Reform" bölümünün yazarları Durning ve Brough'a göre: "Elbette tehlikeyi yaratanlar kendi başlarına inekler, domuzlar ve tavuklar değildir. Tehlike, insanların kendi eleriyle yarattıkları bazı kurumların, hayvancılığın bazı biçimlerini, kendi ekosistemleriyle uyumluluktan çekip koparmalarından kaynaklanmaktadır." Hayvan gübresi sınırlı miktarda kullanılırsa organik gübre görevini görür, ama kullanımda aşırıya kaçıldığında ve yer altı ve yer üstü sularına karışırsa tehlikeli bir kirleticiye dönüşür. Örneğin, Batı Avrupa'nın domuz yetiştirme merkezi olan Hollanda'da hayvancılık işleri sonucunda ortaya çıkan kirliliğin ülkedeki araba ve fabrikaların verdiği zarardan daha büyük olduğu saptanmıştır (1).

Ülkemiz ve İslam Dünyası hazır bir Kurban Bayramı havasına daha girmişken Git ve Buğday Dergileri'nde et yeme davranışlarımızı irdeleyen ve sorgulayan ilk yazılarımdan bu yana 'Et ve Kurban Ekolojisi' üzerine biriktirdiğim düşünce ve bilgilerimi sizlerle bir kez daha paylaşmak istiyorum (2, 3). Geçtiğimiz yıllarda sinemalarda gösterilen ve DVD-VCD halinde piyasada olan "Aslan Kral-1" çizgi filmini çocuklarımla izlerken, sonradan Aslan Kral olacak küçük veliaht aslanın, "Baba, neden biz ceylanları yiyoruz, yazık değil mi?" sorusuna babasının verdiği "Oğlum, onlar da bizi yerler, çünkü biz de öldükten sonra çürüyüp toprağa karışacak ve çimenlere gübre olacağız. Ceylanlar da otları yerken bizi yiyecekler." yanıtından etkilenmiş ve insanoğlunun et yemesini de aynı yanıtla açıklamaya çalışmıştım. Ama gerçek hiç de öyle değildi. Çünkü aslanlar kendi et gereksinimleri için ceylan, sığır v.b. beslemiyor; bir yaşına basmamış ceylan yavrusu (kuzu) pirzolalarını, ceylan etinden köfteleri, hamburgerleri, sucukları, pastırmaları; ceylan vb sütünden yoğurt, peynir, tereyağı üretmiyorlardı. Örneğin, Mc Donald isimli bazı çokuluslu aslan firmaları, uluslararası fastfood (ayaküstü beslenme) lokanta zincirlerinde tüketilen hamburgerlerin ucuz et gereksinimlerini karşılamak amacıyla Amazonlardaki yağmur ormanlarını kestirip ceylan veya sığır yetiştirmiyorlardı. Hele ceylan derisinden ayakkabı, kaban, çanta, kemer kullanan aslan hiç yoktu. Ayrıca aslanlar karınları doyunca önünden geçen nazlı ceylanlara dönüp de bakmıyorlardı bile. Hem, avlanmada bazı koşullar ve fırsat eşitliği vardı. Kaçan, sağlıklı ve dikkatli olan ceylanlar kurtulabiliyor; zayıf, korunmasız, hastalıklı veya ihtiyar ceylanlar kurban oluyorlardı. Hele istisnalar dışında (Bir belgeselde ayağı kırık bir aslanı diğer bir aslanın öldürdüğünü görmüştüm. İçgüdüsel bir ötenazi yardımı mı acaba?) kendi neslini öldüren aslan hiç olmadığı gibi aslanların tanrısı onlara oğulları yerine erkek ceylan kurban etmelerini de vacip kılmamıştı.

Et Tüketimimiz Aslanca mı, İnsanca mı?

O halde insanoğlunun et yemesinin ve tanrısına kurban vermesini kendisiyle ve çevresiyle ilişkisini yani et ve kurban ekolojisini incelemeye başlayabiliriz. Anlaşılacağı gibi aslanca et tüketimi, temelini 'yaşayakalmak dürtüsü'nden alan insaflı bir hak kullanımıdır. Adildir ve diğer canlıların ve aslanların haklarına saygılıdır. Etçil beslenenlerin doğal yaşamına örnek verdiğimiz aslan, doğadan sadece kendi gereksindiği kadar et tüketir; diğer aslan kullarının hakkını yemez; gereksiniminden fazla tüketmez; ve kendi payına düşeni sırtlanlar, başka yırtıcı memeliler ve akbabalardan tutun da daha alt canlılara kadar paylaşmak zorundadır. Aynı şeyi insanca et tüketimi için söyleyebilir miyiz?

Hayvancılıkta verimi en yüksek ülkelerden olan ABD'de yaklaşık 7 kilo mısır veya soya (yemi) yedirilerek 1 kilo sığır eti elde edilmektedir. Eski Sovyetler Birliği'nde ise aynı miktar tavuk eti için ABD'den iki kat fazla yem kullanılmakta idi. 1990 yılı verilerine göre ortalama bir Amerikalı tarafından her yıl tüketilen toplam etin (112 kg) üretilmesi için gerekli enerji 190 litre benzine eşdeğerdir (4). A.B.D. koşullarında 1/2 kg sığır eti; 1/2 kg buğdaydan 100 misli fazla su tüketimine yol açmaktadır. Dünya tahıl üretiminin yaklaşık % 38'i hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Bir çok ülke özellikle hatalı tarım politikalarının yanı sıra su kıtlığı nedeniyle tahıl ithalatlarının % 50'sini ABD'den karşılamak zorunda kalarak tehlikeli bir biçimde ABD'ye bağımlılıklarını arttırmışlardır (5). ABD'de sığırların yediği hububat ve soya fasulyesi ile fakir ülkelerdeki bir milyar insan doyabilir. İnsanlar et tüketimlerini % 10 azaltırlarsa hububat ve soya fasulyesindeki tasarrufla Türkiye'de yaklaşık 6,6 milyon , A.B.D.'de 60 milyon insan doyabilir. Yaklaşık yarım kilo sığır eti için 7,2 kg hububat ve soya; 9460 litre su ve 3,7 litre benzin tüketilir. Bir pilicin yenebilir hale gelmesi için 1.200 litre su gerekmektedir (1). Dünya et tüketimi 1950'den 1999 yılına yaklaşık elli kat artarak 217 milyon tona çıkmıştır. Dünya nüfusu ve kişi başına et tüketimi ise bu dönemde sadece iki kat artmıştır. Her kilo sığır eti için yaklaşık 7 kilo konsantre yem kullanılırken, domuz etinde bu oran yaklaşık 4; tavuk ve balık eti için 2 kilo yemdir (5).

Bir otçul (sığır, koyun vb) hayvan yediği bitkilerden gelen enerjinin büyük bir kısmını kendi yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli bazal metabolizma dediğimiz işler için harcayarak, besinlerden gelen enerjinin ancak on ila yedide birini dokularında et halinde depolayabilir (bkz. Şema: 1). Ayrıca hayvan yeminin ve etin soframıza gelinceye kadar geçirdiği süreçlerdeki enerji tüketimleri de katılırsa, verimlilik oranları ülkeden ülkeye değişmekle birlikte bazal metabolizmanın gereksinimi için gerekli enerjinin et yemek yoluyla karşılanması, çok dolambaçlı ve müsrif bir enerji gereksinimi karşılama biçimidir. Balıklar ve tavuklar koyun, sığır ve domuzlara göre tahılı proteine daha verimli olarak dönüştürebilirler. Önce de belirttiğimiz gibi balık ve tavuk ağırlığının bir kilo artması için iki kilo yem yeterlidir (4). Ancak bu ABD'nin yüksek verimlilik oranlarıyla böyledir. Aynı ülke verimlilik oranlarıyla et yiyen bir insanı beslemek için gereken tarım arazisi 20 sebzecil (vejetaryen) insana yetecek besini sağlar. A.B.D.'de yıllık su gereksiniminin yarısı sığır yetiştirmek için harcanmaktadır. Aynı ülkede sığır yetiştirmek için 220 milyon dönüm ağaç kesilmiştir. Amazonlar'daki yağmur ormanlarının 25 milyon dönümü, Orta Amerika ormanlarının yarısı yine sığır yetiştirilmek için yok edilmiştir (1). Bazıları, özellikle doğa severler ve ekolojistler işte bu yönden de Mc Donald'ı ve hamburger firmalarını sevmezler. Amerika kıtasının büyük bir kısmını oluşturan Kuzey Amerika topraklarının üçte biri otlak olarak ayrılmaktadır; kalan arazinin tahıl ekilen yarısına da hayvan yemi ekilmektedir. Bu kadar çok et ve hayvansal besin üretebilmek için yetiştirilen milyarlarca küçük ve büyük baş hayvanın bir de gübreleri kaynaklı azot ve azot oksitler yer altı suyu kirleticiliği dışında karbon monoksitten 150 kat; kokuşma ürünü olan metan gazı ise biyogaz halinde yakılmadığı takdirde karbon monoksitten 20 kat daha fazla limonluk etkisine sahiptir (6). Küresel ısınmadan en çok sorumlu ikinci gaz olan metanın insan eli nedenli en önemli kaynağı geviş getiren hayvanlardır. Bu hayvanların ağız ve bağırsaklarından her yıl ortalama 80 milyon ton metan gazının çıktığı tahmin edilmektedir. Oksijensiz ortamdaki çukurlarda ve gübre yığınlarında çürüyen hayvan artıkları kaynaklı yıllık 35 milyon ton metan da bu sayıya eklenmektedir (1).

Enerjetizm, dünyadaki dinci (birinci bakış), maddeci (ikinci bakış) bakış açılarına karşı Çetin Göksu tarafından ileri sürülen 'güneş bilinci' (üçüncü bir bakış) ismini verdiği düşünce sisteminin, yaşamı ve var olmayı güneş gerçeği ve enerji düzeni ile açıklayan evrensel değerlerine verdiği addır (Göksu, Ç. "Güneş Bilinci", Göksu Yayınları, İmaj Kitapevi, 1996, Ankara).

Halk Sağlığı Uzmanı, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A.D. Öğretim Görevlisi

Türkiye verileri yazımızın 3 nolu kaynakçasından ve 16 kg olan Türkiye'nin kişi başına et tüketimi verisinden giderek tarafımızdan hesaplanmıştır.


Şema: 1- Besinlerle Alınan Enerjinin Çeşitli Besin Zincirlerindeki Çevrimi (Kaynak: Şahin, Ü. "Çevre Sağlığı ve Ekolojik Yaklaşım", http://www.cevrehekim.org.tr/ekoyak1.htm).

Mısır (bitkisinin) tarımı örneğinden hareket edersek sadece besin tarımındaki enerji harcamalarının % 32'si azotlu gübre yapımına, % 28'i tarım makinelerinde kullanılan yakıta, % 15'i bu makinelerin yapımı sırasında kullanılan enerjiye, % 11'i çeşitli işlemler sırasında harcanan elektrik enerjisine, % 4'ü kurutmak için harcanan enerjiye, % 2 'si taşıma, dağıtım, potasyumlu ve fosforlu gübre ile tohum elde etmek için harcanan enerjiye ve % 2'den daha az oranda da ot ilacı, böcek ilacı, sulama ve işçilik için harcanan enerjiye gitmektedir. Daha sonra sırada yem üretimi sırasındaki enerji tüketimleri ve etin soframıza gelinceye kadarki enerji harcamaları gelmektedir. Et üretmek ve et yemekle bütün bu enerji kalemlerinde en iyimser yaklaşımla yaklaşık 10 kat daha fazla enerji harcanmasına yol açmaktayız (7). Tabii bütün verimlilik hesapları ileri sanayi ülkeleri ve ABD verileriyledir. Az gelişmiş ülkelerde kültür besiciliğinde ve yem bitkileri tarımında çok yüksek enerji girdileri, verimsizlik oranları ve yem israfı vardır.

Dünya'da ve ülkemizde enerji tüketiminin % 81'i fosil ve çekirdekçik (nükleer) yakıtlara, barajlı hidroelektriği de kirli kaynak sayarsak, ki öyledir; % 90'ı kirli enerji kaynaklarına dayalıdır. Üretimden tüketime her türlü yem (yapay gübre üretimi, zirai ilaçlar ve yem fabrikalarında kullanılabilir kuru yem haline getirilme süreçleri) ve içme suyu niteliğindeki besin yıkama suları vb üretimi enerji gerektirmektedir. Enerji tüketimi demek bir çevre kirliliği ve toplumsal maliyet seçimi yapmak demektir. Enerji sektöründe enerji kaynaklarının toplumsal (dışsal) maliyetleriyle ilgili İspanya'da yapılan "Elektrik Üretiminin Çevresel Etkileri: Sekiz Elektrik Üretim Teknolojisinin Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi" isimli bir araştırmada enerji kaynaklarının küresel ısınma, ozon tabakasının delinmesi, asit yağmuru (asitlenme), ötrofikasyon (kokuşma), ağır metal kirliliği, kanser yapıcı maddeler, smog (dumanlı sis), troposferik (yer seviyesindeki) ozon, endüstriyel atık üretimi, ışınımetkinlik (radioactivity), ışınımetkin (radioactive) atık, enerji kaynağının tükenmezliği açılarından beşikten mezara (Life Cycle Analysis) etkileri 'etki ekopuanı' ile değerlendirilmiştir. Fazla ekopuanın fazla etki ve fazla toplumsal maliyet anlamına geldiği araştırmada, linyit 1735, petrol 1398, taşkömürü 1356, çekirdeksel 672, doğalgaz 267, rüzgar 65, küçük (barajsız) su santralları ise 5 ekopuan almışlardır. Geleneksel enerji elde etme teknolojilerinin çevresel etkileri, yenilenebilir enerji kaynaklarının ortalama 31 katı çıkmıştır (8).

Bütün bunların ne anlamı ve 'kul veya insan hakkı yeme' ile ne ilgisi vardır? Et ve et ürünü tüketenler, Birincisi: Dünyadaki açlığı yok etme çabasını olumsuz etkilerler, çünkü özellikle aç nüfusu daha fazla olan az gelişmiş ülkelerdeki tarım toprakları insan besinlerinden daha çok hayvan yemi üretmekte kullanılır. Çünkü topraklar yoksulların değil zengin toprak sahiplerinin veya çok uluslu firmalarındır ve yoksulların temel gereksinimleri için satın alacakları ürünler ve tüketim maddeleri yüksek kâr getirici ürünler değildir. Bu aynı zamanda et tüketenlerin dünyanın kısıtlı su ve enerji kaynaklarını bencilce tüketmeleri demektir. İnsanların az miktarda hayvansal besin alabildikleri bir ülkede hayvan yemi olarak kullanılan tahıllarda kendi kendine yeterlilik için yılda kişi başına 200 kilo tahıl üretilmesi yeterlidir. İnsanlar et temeline dayalı bir besidüzenine geçtiklerinde bu miktar hızla artarak tahılda dışa bağımlılık ve enerji tüketimi artmaktadır. Bu ülkelerde tarla tarımında hayvan yemi ekimine geçildiği gözlenmektedir. Zenginlerin et talepleri, yoksulların besin gereksinimlerini karşılayan temel tarımsal ürünlerin devreden çıkarılması yolunda baskı yaratmaktadır (9).

Et ve et ürünü tüketenlerin kul ve insan hakkı yeme nedenlerinin ikincisi: Kirli enerji kaynaklarının tüketimini artırarak dünyanın kirli yakıtlara dayalı enerji modelinin etkilerinin ağırlaşmasına ve çözümsüzlüğün talebine neden olmalarıdır. Bütün sanayi kollarıyla birlikte et ve süt sanayisinin taleplerini karşılamak için ülkemizde ve dünyada başta çocuklar ve yaşlılar olmak üzere solunum yolları ve dolaşım düzeni hastalıkları, kanser v.b. gibi hastalıklara yakalananlarının sayılarının artmasına yol açarlar. Et yiyenler olmasa, hiç şüphesiz, tüm dünyadaki örnekleriyle birlikte; Türkiye'deki linyit kömürü yakıtlı 31 termik santral ünitesinden (Elbistan A 1-4, Seyitömer 1-4, Tunçbilek A, Tunçbilek B, Yatağan 1-3, Yeniköy 1-2, Soma A, Soma B 1-6, Çayırhan 1-2, Kangal 1-2, Orhaneli 1, Kemerköy 1-3) 1983-1994 yılları arasında atılan atık miktarları: Toplam tozda (uçucu kül) 113,6; külde 140,2; karbon dioksitte 426,9; kükürt dioksitte 19,2 ve azot oksitte 0,91 milyon ton olan kirleticiler çok daha az salınacak; Gökova, Yatağan, Çan, Elbistan ve Yumurtalık'a zehir tükürecek yeni santral yatırımlarına gereksinim olmayacaktı. Her yıl yaklaşık 2,5 milyon hacının 35-50 derece sıcaklıklarda yedi gün geçirdiği Mekke'de çok sayıda insanın sıcaklık stresine uğramasına; bunlardan her yıl ortalama 7000'inin sıcaklık çarpması nedeniyle tedavi görmesine, yüzlercesinin ve 2003 yazında Avrupa'daki sıcak dalgası sırasında 35 000 kişinin ölümüne yol açan küresel ısınmanın en büyük sorumlusu olan CO 2 gazı neden olan az salınacaktı (6).

DSÖ'nün bütün uyarılarına ve Japon tarzı besi düzeni tavsiyelerine rağmen Rusya ve Çin'deki rejim değişikliklerinden sonra Küba hariç hemen hemen bütün ülkeler kapitalist üretim biçimlerini ve bunun gerektirdiği tüketim ekonomilerini ve Amerikan Tarzı Yaşamı kendilerine örnek almışlardır. Oysa, tüm insanlığın, kişi başına içinde gündelik 220 gram et bulunduran Amerikan besidüzeniyle beslendiği bir dünya, gerçekleşemeyecek bir hayaldir. Böyle bir şey dünya tahıl üretimin bugünkünden iki buçuk kat daha fazla olmasını gerektirir. Oysa Dünya tahıl üretimi 1984'den beri dünya nüfus artış hızından daha yavaş artmaktadır . Kişi başına yıllık et tüketimi 16 kg olan Türkiye'de bu miktardaki etin üretilebilmesi için gereken enerji miktarı, A.B.D. verimlilik düzeylerinde yılda yaklaşık 27 litre benzindir (6). Bu benzin miktarını 65 milyonla ve yaklaşık bir litre benzinin yaklaşık 2 500 000 TL (ekim 2004 başı döviz kuru ile bir ABD doları yaklaşık 1 500 000 TL hesabıyla yaklaşık 1,7 dolar) olan litre fiatıyla çarpın bakalım. Et severlerin toplumsal maliyetler hariç, sadece et tüketimdeki enerjinin benzin cinsinden ülkemize maliyeti, ABD verimlilik hesaplarıyla yaklaşık 2,98 milyar dolardır (ki ABD'de % 75-81 olan kömürlü termik santrallerindeki enerji verimliliği ülkemizde % 65.6 'dir. Bunun yaklaşık % 22,5'i tüketimdeki kayıp ve kaçaklara gider. Ülkemizin termik santrallerinin kesin verimliliği üretilen enerjinin % 30'u civarındadır) (10) . Türkiye gibi ülkelerde bu maliyetler en azından iki-üç misli fazla hesaplanmalıdır. Toplumsal maliyetlerin kaçta kaçının ise et ve et ürünleri sektöründen geldiğinin hesaplanması gelişmiş ülkeler için bile zordur. Bir başka deyişle et ve hayvansal proteinlerden fakir; bitkisel besinlerden zengin veya vejetaryen beslenme daha az enerji harcanmasına ve daha az çevre kirliliğine yol açar. Aklıma, Belçika'da bisikletle işe ve okula gidip gelenlere (yeni yol, spor merkezi ve sağlık merkezi yatırımlarına olan gereksinimi azalttıkları için) kilometre başına 600 Belçika frangı ulaşım iadesi parası ödediği söylenen Belçika geldi (6). Vejetaryenlerin vergi iadesi aldıkları bir ülke yok mu henüz?

Sağlıktaki Toplumsal Maliyetler

Amerikan Tarzı Hayat ve Fastfood elele, 1960-2000 yılları arasındaki 40 yıl, kaba hesapla iki-üç neslin hayatına kastetti.

Ali Esad Göksel

Diyelim ki bir yarar (et yemek) uğruna bazı zararları sineye çekebiliriz. Bakalım böyle bir yarar söz konusu mu? Kanıtlar, gelir düzeyinin iyileşmesiyle hayvansal ürün tüketimi artışı için kendiliğinden bir talep gelişmesi arasında güçlü bir ilişki olduğunu gösteriyor. Çalışmalar, birçok toplumun yoksul bırakılmış parçası içinde; böyle besinlerin alınımı ile düzelmiş fiziksel ve psikolojik işlevlerin dağılımı arasında olumlu bir bağ olduğunu göstermeye devam etmektedir (9). Yani et yiyenler fiziksel, ruhsal yönden ve de toplumsal yönden iyileşmektedirler. Bununla birlikte, hayvansal besinlerin tüketiminin artmasının kendi kendine insan işlevlerini düzelteceği bilimsel olarak gösterilmemiştir. Asıl olan ekonomik iyileşmedir. Bir başka deyişle ekonomik iyileşme doğal olarak bitkisel besinlere göre daha pahalı olan et tüketimini arttırmaktadır, ama sağlığın iyileşmesi, et tüketiminin artmasından ziyade ekonomik durum iyileşmesine bağlı olan daha sağlıklı besinlere, sağlık hizmetine ve sağlık eğitimi alabilmek için gereken eğitim düzeyine ulaşma nedeniyledir.

İnsan biyolojisi; düşük yağ, yüksek lif ve zengin minibesleyici (micronutrisyen-vitaminler ve iz elementler vb) içeren bir diyetle en uygun işlevleri başarmaya uyumludur. Yine de, hayvansal kaynaklı besinlerin, özellikle onların yardımıyla minibesleyici gereksinimlerimizi karşılandığı bakış açısıyla en azından ılımlı miktarla tüketilmesinin sayılabilecek beslenme avantajları vardır. Besidüzenindeki (dietteki) çeşitlilik, sağlıklı beslenme görüşünün çok aşırı önemdeki parçasıdır. Gerçi "B12 vitamini hariç besin çeşitliliğine sahip tam bir vejetaryen besidüzeninde bile bitkisel kaynaklar, amino asit depolarında birbirini tamamlama eğiliminde" ise de doymuş yağ asitleri tüketimini sınırlayan bir besidüzeni politikası; onların yağ içeriklerine bakılmadan bütün hayvansal besinlerde çok geniş kapsamlı bir kısıtlama anlamına gelmemelidir (9). Önemli olan, et ve hayvansal besinlerden zengin besidüzeninin sakıncalarının ve de protein gereksinimini bitkisel proteinlerle tam karşılamak koşuluyla süt, yumurta, peynir, deniz ürünü dahil hiçbir hayvansal besin yemeyen vejanizmi içeren vejetaryenizmin hiçbir hastalığa yol açmadığının bilinmesidir.

O halde?

DSÖ ve BTÖ (Dünya Besin ve Tarım Örgütü: FAO)'nün elindeki veriler, ivegen (akut) çocukluk çağı kötü beslenmesinin, Afrika'nın bazı bölgeleri dışında, en sonunda, gelişmekte olan dünyanın bazı bölgelerinde azalmaya başladığını göstermektedir. Bu kazanımlara rağmen, süregen (kronik) eksik ve yanlış beslenme çok yaygın bir sorun olarak karşımızda durmaktadır ve beslenme eksikliğine bağlı hastalıklar bütün dünyada, gelişmekte olan ülkeler kadar bazı zengin toplum kesimlerini de etkilemeye devam etmektedir (10). Yüzyıllardır, en çok, enerjisini pirinç, mısır ve buğdaydan karşılamasıyla ilgi çeken Çinli Besidüzeni, kentsel alanlarda şimdi, tahmin edilebilir sonuçlarıyla zengin (bolluk) dieti dediğimiz, tuz ve şeker eklenerek üretilen besinler ve hayvansal kaynaklı enerji yoğun besinlerin çokça tüketildiği besidüzenine doğru gitmektedir. 1960-62 boyunca, Şanghay Bölgesi'nde, altıncı, yedinci ve sekizinci en yaygın ölüm nedeni olan kanser, beyin damar hastalığı, ve kalp hastalığı; 1980'den beri ilk üç ölüm nedeni olmuştur (9).

Sanayileşmiş birçok ülkede besidüzeni ve hastalık arasındaki ilişkinin artan toplumsal fark edilişi, koroner kalp hastalıklarından ölümlerin azalmasına önemli katkı yapmıştır. Hükümetlerin sağlık kampanyalarını sürdürdüğü Avustralya ve Yeni Zelanda'da, iskemik (kalp kasının kansız kalmasına bağlı) kalp hastalıklarından ölümler 1970'den 1985'e % 40-50 düşmüştür. Buna karşılık aynı on beşyıl içerisinde sigara içme oranının yüksek olduğu ve tüketicilerin geleneksel bir şekilde yağlı ucuz et ve süt ürünlerinin çok bol kullanımına kuvvetle yer verdiği Polonya'da koroner kalp hastalıklarından ölüm oranı % 72 ile alarm veren bir yükselme yapmıştır (9).

Finlandiya ve İrlanda'yla birlikte İngiltere, kalp hastalıkları nedenli ölümlerde dünyanın en üst sıralarında yer almaya devam etmektedirler. Geçen iki on yıl boyunca İngiltere'deki koroner kalp hastalıklarından ölüm hızları kadınlarda sadece % 2, erkeklerde sadece % 10 düşmüştür. Bunda besidüzeni etmenleri kesin bir rol oynamaktadırlar. Serum (kan) kolesterol düzeyleri, en azından dünyanın yetişkin nüfusunun üçte ikisinde Avrupa Arteroskleroz (damar sertliği) Birliği'nce konmuş normal değerlerden acilen beslenme öğüdü verilecek düzeyde çok yükselmiştir. İngiltere aynı zamanda büyük olasılıkla yüksek yağ alınımlı besidüzeniyle ilişkili hastalıklar olan meme ve kalın bağırsak kanserinde dünyanın en yüksek hastalık hızlarından acı çekmektedir (9).

Tuz alınımı hariç, özgül Japon besidüzenindeki yağ miktarları, doymuş yağ, kolesterol, şeker, besidüzenindeki lif, ve protein: DSÖ Çalışma Grubu raporundaki bütün tavsiye edilen hedeflerin hepsini içermektedir. Bu ulusal beslenme alışkanlığı; Japonya'daki (doğuştan) beklenen yaşam süresinin her yıl daha artmasının ana nedenlerinden biridir (9).

"Dengeli" Beslenmeye Alışmak

Besidüzeni ile hastalık arasındaki ilişkinin farkında olan toplumlara besinlerdeki çeşitliliğin vurgulanması ile birlikte dengeli besidüzeninin ilkelerini hatırlaması ve besidüzeni ve hastalık arasındaki ilişki hakkındaki şimdiki bilgilere göre kendini bu ilkelere uydurması tavsiye edilmektedir. Özellikle aşağıdakilerin hatırlanması önemlidir (9):

•  Bitkisel besinler çok sayıda vitamin ve mineralli olduğu kadar protein de sağlamalıdır;

•  Vejetaryenlerin, yaşa, kiloya ve nabız sayısına bakılmaksızın; vejetaryen olmayanlara göre daha düşük kan basıncına sahip oldukları tutarlı bir biçimde gözlenmiştir;

•  Deliller, toplam ve doymuş yağlardan, alkol ve tuzlu salamura (turşu vb), tütsülenmiş ve tuzlanmış besinlerden fakir; özellikle yeşil ve sarı sebzeler, turunçgillerden zengin bitkisel besinlerden oluşmuş bir besidüzenin; dünyadaki kalın barsak, prostat, meme, mide, akciğer ve yemek borusu kanserlerini içeren önemli kanserlerin çoğunun; yüksek kan basıncı ile kalp ve beyin damarı hastalıklarına bağlı kalp krizlerinin ve inmelerin (beyin damarı tıkanmasına bağlı felçlerin) daha az görülmesine neden olduğunu göstermektedir;

•  Bir çok araştırma daha az yağ ve daha az et tüketen insanların daha az anemi (kansızlık) ve osteoporoza (kemik erimesine) yakalandıklarını göstermektedir;

•  Aynı şekilde bu insanlarda şişmanlık ve buna bağlı kalp damarı hastalıkları, şekerli diyabet, halk arasında kireçlenme ve yaşlılık romatizması denen dejeneratif eklem iltihapları, safra kesesi taşları ve mide-bağırsak sorunları görülme sıklığı daha azdır.

Hastalıkların ve onları ortaya çıkaran ya da tetikleyen çevresel risklerin (tehlike olasılıklarının) maiyetlerini hesaplamak kolay değildir. DSÖ, hastalık sayıları (ölüm nedenleri) ve sağlıksız yaşam yılları diye çevirebileceğimiz DALYs (Disability-Adjusted Life Years) cinsinden dünyanın hastalık yükünü ve bu hastalıkların çevresel yükünü hesaplama çabasındadır (bkz. Tablo: 1 ve 2). Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) halen 26 risk ve hastalık için bu yükü hesaplayabilmiştir (11). DALYs hesaplamaları çok iyi çalışan ve güvenilir bir sağlık kayıtları ve ölü veya hastaların hekimlerce tanılanması gerektirir.

Bir araştırma projesine göre çeşitli çevre etkenlerinden gelen sürüğen etkilere bağlı ölümcül kanserlerin AB ülkelerinde hesaplanmış maliyeti bir ölüm için (1995 kuruyla) 450 000 ECU'dir (12). Et yememek, anlaşıldığı gibi, kirli enerji kaynaklarının et ürünleri sanayisinden gelen toplumsal maliyet payını yok düzeyine indirdiği gibi toplumların ve bireylerin sağlıklarına ve yaşam niteliklerine de büyük katkı yapar.

DALYs = Erken ölüme bağlı kaybedilen yaşam yılları (YLL) + Hastalıklı ya da sakat yaşanan yıllar (YLD) formulü ile hesaplanır. YLL = Ölüm sayısı (N) x Ölünen yaştaki beklenen standart yaşam süresi (L); YLD = Olgu sayısı (I) x Hastalık veya sağlıksızlığın ağırlığı (DW) (0 = Tam iyilik, 1 = Ölüm) x Sağlıksızlığın ortalama süresi (yıl) (L).

 

Tablo: 1. Çeşitli Hastalıklar İçin Dünyanın Hastalık Yükü (DALYs) (2000)
Hastalık Ölüm Sayısı
(x bin)
Ölümlerdeki %si ( x bin) DALYs T. DALYs içinde yüzdesi
İskemik K. Hast
7 033
12,6
57 626
4,0
Alt Sol yolu hst
6 164
11,1
91 160
6,3
S. vasküler hast
5 344
9,6
45 088
3,1
KOAH
2 621
4,7
29 371

2,0

HIV/AIDS
2 570
4,6
79 371

5,5

Perinatal durumlar
2 505
4,5
98 424

6,8

Diyareli hast
2 020
3,6
63 346

4,4

Tüberküloz
1 569
2,9
35 302
2,4

Kara Yolundaki Trafik Kazaları

1 203
2,2
38 061
2,6

Trakea, bronş, Akciğer kanserl

1 201
2,1
11 195
0,8
 
     

DALYs = Erken ölüme bağlı kaybedilen yaşam yılları (YLL) + Hastalıklı ya da sakat yaşanan yıllar (YLD) formulü ile hesaplanır. YLL = Ölüm sayısı (N) x Ölünen yaştaki beklenen standart yaşam süresi (L); YLD = Olgu sayısı (I) x Hastalık veya sağlıksızlığın ağırlığı (DW) (0 = Tam iyilik, 1 = Ölüm) x Sağlıksızlığın ortalama süresi (yıl) (L).

Tablo: 2- Seçilmiş Risk Faktörleri İçin Dünyanın Hastalık Yükü (DALYs) (2000)

Hastalık
Ölüm Sayısı (x bin)
T. Ölümlerdeki %si
DALYs
T. DALYs içinde yüzdesi
Düşük ağırlık
137 801
9,4
3 748

6,6

Güvensiz seks
91 869
6,3
2 886

5,1

Kan basıncı
64 270
4,4
7 141

12,6

Sigara
59 323
4,0
1 804

3,2

Kolesterol
40 437
2,8
4 413

7,8

Kilo fazlalığı
33 415
2,3
2 591

4,6

Fiziksel hareketsizlik
19 092
1,3
1 922

3,4

Kurşuna enjeksiyon sunuk kalma
12 926
0,9
234

0,4

Kentsel hava kirliliği
7 865
0,5
799

1,4

Sağlıksız
10 461
0,7
501
0,9

Gelelim 'Kurban' Olgusuna

İnsanlığın binlerce yıllık tarihinin içinden bugünlere gelen, bir canlıyı tanrıya kurban etmek geleneği günümüzde en çok da 42 ülkede yaşayan 2 milyara yakın Müslüman nüfusta sürmektedir. İslami kutsal metinlerde belirtilen özellikteki eti yenen bir hayvanı kurban kesmek, Müslümanlığın yerine getirilmesi zorunlu Tanrı buyruklarından (farz) birisi değildir, ancak ' vacip' sözcüğü ile yerine getirilmesi, belirli mal ve para varlığına ulaşmış, İslamî şeriata (İslam hukukuna) göre zengin Müslümanlara zorunlu kılınan bir uygulamadır. Köle olmayan zengin Müslümanlara vacip kılınan kurban kesmenin zenginlik tanımı (2004 yılı için) kurban keseceği güne kadar (Kurban bayramı vb) 80,18 gr altına eşdeğer malı olmaktır ( "Ergen, akıllı, hür olan ve borcu bulunmayan Müslümanın, asli ihtiyacından fazla olarak nisap miktarı (yeterli miktarda demek olan bu miktar her yıl alım gücü ve yaşam koşulların göre tekrar hesaplanmaktadır. Örn. geçtiğimiz kurban bayramının nisap miktarı 56 g altın idi-YN) mala mâlik olmasıdır. Nisap: Zekâtın farz olması, sadaka-ı fıtır ve kurban kesmek için dinin koyduğu bir ölçüdür ki, bu da kişinin borcundan hariç 20 miskâl (80.18 gram) altın veya bunun değerinde para ve ticaret malıdır. Canlı hayvanların kurbanlık oranı, türüne göre değişir. Koyun ve keçi bir kişi tarafından, sığır, manda ve deve ise 7 kişiye kadar ortak olarak kesilebilir. Madenler de kurban ve zekâta tâbidir" ) (13, 14).

Bugünkü parasal değerle 80,18 g altın yaklaşık 1,6 milyar TL karşılık gelmektedir. "İbadetlerde sorumluluk ve bu sorumluluğun bir neticesi olan ceza ve mükafat da bireysel" (14) olduğu için, bu gelir hesabı bireyseldir; ailenin toplam malını ifade etmez. Bu nedenle yoruma açık bir gelir düzeyidir. Egemen olan yaklaşımda aile reisi kurban kesmeye malların tamamının kendine ait olduğu varsayımından hareketle karar verir. Bu durum özellikle çağcıl yasalarla çelişir.

Ülkemizde gelir araştırmaları günümüzde aile başına yapılmaktadır. Bu durumda ortalama bir Türk ailesinin büyüklüğünün (kent ve kırsal ortalaması) 4,2 kişi olduğunu varsayarak kurban kesmesi vacip bir aile reisinin hanesinin gelir düzeyinin en azından bu miktarın 4,2 katı (ya da hanede kaç kişi yaşıyorsa o kadara) yani günümüzde yaklaşık 6,7 milyarlık bir borçsuz ortak aile geliri veya malına sahip olmak üzerinden yapılmalı, ya da hane halkı gelirinin hanedeki kişi sayısına bölünmesi sonucundaki miktarın 80,18 gr altını geçmesi kurban kesmeye esas alınmalıdır (15). Örneğin kirada oturma, borcu olma, bakmakla yükümlü olduğu bireylerin olması, bir eve sahip olduğu halde asgari geçim sınırının altında bir gelire sahip olmak ve/veya aldığı kurbanın (koyun olarak) değerinin söz konusu zenginliğin en iyi tahminle ¼'üne eşit olduğu günümüz koşullarında, zenginlik tanımının tartışmaya açık ve konunun uzmanlarınca bugünkü değer ve durumlara göre tanımlanacak bir yapısı vardır. MS. 600 yıllarındaki para birim ve ekonomi kurallarına göre düzenlenmiş ve dolayısıyla alışverişte uğradığı değer kaybı nedeniyle 6,7 milyar gelire sahip olan bir aile eğer bu gelirini yılda kazanıyor olsa (bir ailenin aylık geliri o zaman yaklaşık 558 milyon TL olur) bile harcamaları ve borçlarından arta kalan ya da temel gereksinimleri sonunda arta kalan birikmiş parası değilse günümüz koşullarında açlık sınırında yaşamaktadır ve kurban kesecek kadar zengin sözcüğünün İslami tanımı gündelik yaşamla örtüşmemektedir . Yani kurban kesmek için gerekli miktar aylık hatta yıllık gelire göre hesaplanamaz.

Din kurumu, inancı kökten red etmeyi veya bunun tartışılmasına izin vermez (16). Biz bu duruma dolayısıyla kurban olgusuna İslâmiyet'in kendi kuralları içerisinde akılcı ve gerçekçi bir din oluşuna dayanarak, kaynakçamız ve genel ansiklopedik din bilgilerimiz ışığında kendi mantığıyla yaklaşıp zengin-fakir tanımını yapacak ve daha çok İslamî kurallara göre kurban kesmesi vacip (zorunlu kılınan) ama günümüz ekonomik kurallarına göre zengin ve kurban kesecek bireylere önermeler getireceğiz. Tabii, ekolojinin genel yaklaşımıyla küreselleştirerek ve dolayısıyla tüm İslam ülkeleri nüfusunu ve her yıl yaklaşık 105 bini Türkiye'den giden 2,5 milyon (2003) Müslüman'ın gittiği 'hac' olgusuyla birleştirerek (17).

Devlet İstatistik Enstitüsü'nün en son 2000 yılında yaptığı hane halkı geliri araştırması verilerine göre Türkiye'deki hanelerin % 6'sı (toplam 14 347 522 hanenin yaklaşık 861 000'i) fakirlik sınırının üzerindeki yüksek gelir diliminde (2000 yılındaki aile başına aylık gelirleri 1 058 000 000 TL ve üzeri olan) olduğu halde 1999 yılında Türkiye'deki ailelerin % 17'sinin yaklaşık 2 milyon büyük veya küçük baş hayvan kurban kestiği tahmin ediliyor (17, 18). Yani kesmesi vacip olanların yaklaşık 3 katı. Her konuda olduğu gibi gerek mezhepsel gerek psiko-sosyal gerekse İslamiyet'in kuralları konusunda da anlaşılma ve bilgi eksiklikleri ve Allah ile kul arasında olması temel kural olan tapınmanın (ibadet), dinen yasaklanmış olsa da gösteri aracı yapılması gibi nedenlerden kaynaklanan; borç-harç, taksitle v.b. alınan kurban kesimi, sonuçları itibarıyla, tüm diğer İslam coğrafyasında ve kimi görüşlere (19) göre kurban kesmesi vacip olmayan (Mekke yerlileri dışındakiler-seferi olanlar) 2,5 milyon hacının ziyaret ettiği Mekke'de kesilenlerle birlikte et ve kurban ekolojisini derinden etkiliyor;

Bayram sabahının kanlı telaşesi bitirildikten veya akraba ziyaretleri yapıldıktan sonra yapılan ilk iş (bayramın ilk günü kahvaltıda kurban etinden kavurma yenmemişse); birkaç saat ile birkaç gün önce kanına girilen hayvanın, bir mangal odun kömürü ateşi üzerinde şişlere geçirilip pişirilmiş etlerini afiyetle yenmesidir. Bu bir kültür konusu. Bu kültür sayesinde ekmek parasını kazanan meslekler var. Bu kültür, odun ateşinde kebap yapmayı sadece kurban bayramlarıyla sınırlamıyor. Neredeyse tüm Türkiye kentlerinde ilk açık havada yenen yemek (picnic) fırsatında aklına odun veya odun kömürü ateşinde kebap veya köfte yapmak gelen ve veya kentiçi olsun kentdışı olsun kebapçı, köfteci ya da et ve kendin pişir kendin ye lokantalarındaki et yemeklerine müşteri olan (biz) kentliler yüzünden bu ülkenin kırsalında, temiz su ve hava kaynağımız olan ormanlarımıza binen yük, 1998 verileriyle 10 milyon ton olan doğal (ormanlarımızın üretebileceği) yakacak odun kapasitesinin yaklaşık iki katıdır (18,3 milyon ton) (10). Mevsim yağışlı değilse ve hele kurak bir yaz mevsimi ise ateşli piknik yapılması yasaklı ormanlarımızda çıkan piknik veya mangal ateşi kaynaklı çok sayıda orman yangını da cabası.

Sonuç

DSÖ, BTÖ ve AB, XL nesil adı takılan, aşırı beslenen, obez olduğu için anne ve babalarından daha az yaşaması olasılığı yüksek bir neslin oluşmasını engellemek için öneri ve önlemleri tartışırken; Her şeyi terör korkusuyla ölçmeye koşullanmış ABD, çocuklardaki şişmanlık eğilimini terör kadar can alıcı bulup ve örneğin Arkansas Eyaleti'ndeki okullarda öğrenci karnelerine ağırlık ve beden-kitle indeksleri notu koyarken (20); İngiltere'de hamburgercilere sağlık vergisi konması gündeme gelirken; Türkiye'deki bizler bu konuya nasıl yaklaşmalıyız? Bu yaklaşımın iki ayağı vardır: Toplumsal ve bireysel. Biz yazımızda toplumsal önlemlerin çıkış noktasını oluşturacak iki önemli bireysel yaklaşım üzerinde duracağız:

1. Türk insanı et ve kurban konusundaki tüketim alışkanlıkları ve inançlarını yukarıdaki temel bilgiler eşliğinde sorgulamalıdır. Et tüm dünyada ve ülkemizde önemli bir ticaret ve kültür konusudur. Öncelikle dini gerekliliklerle yapılan et tüketimi ve kurban kesiminde dini emirlere harfiyen uyulmalı; kendisine vacip (zorunlu tutulan) olmayanlar kurban kesmemelidir. Hititlerde ve bazı Doğu kültürlerinde 'yaşam ağacının kemiricisi' olarak nitelenen, ormanların düşmanı; yoksul adamın ineği, yoksul kadının gelir kaynağı ' keç i'nin; kurban amaçlı yetiştirilmesinin ve kurban amaçlı satılabilir bir mal olmasının önüne geçilebilmesi için doğasever ve bilinçli Müslümanlarca kesinlikle kurban yapılmamalıdır.

Kurban olgusunun Müslümanlıktaki asıl amacı, yardımlaşma duygusuyla, bütün bir yıl boyu, etle simgelenen nitelikli proteinleri ve beden için elzem amino asitleri vb alamayan fakir kitlelere bu nitelikli besinin verilebilmesidir. Bunun yapılması için mutlaka et tüketilmesi ve bir canlının kesilmesi gerekmediği bu yazıyla açıktır. Aksine kurban kesimi, yazımızın içeriğinden anlaşılacağı gibi İslam dininin kurallarına göre de yasaklanan pek çok istenmeyen zarara, yüz yüze affedilmedikçe (helalleşilmedikçe) ödenmezleşen kul hakkı yenmesine yol açtığı gibi kurbanın kendisi için harcanan paranın çok azı fakirlere verilmiş olmaktadır. Kurban, takas döneminin bir yardım aracıdır. Bugünün takas aracı ise paradır. Çeşitli yardım kurumları ve eve teslim kurban hizmeti yapan süper marketlerin eba (elektronik bilgi ağı-web) sayfalarından edindiğim bilgilere göre 2004 başı için küçük baş kurban fiatları 175-250 milyon TL arasında idi. Çokça kesilen kurbanlık koyunun gerçek pazar fiatları: Enflasyona bağlı fiat artışlarına ek, taşıma ve kasap masraflarıyla şüphesiz bunun çok üzerinde seyretmektedir. Genel eğilim kesilen kurbanın etinin 1/3'ünün fakirlere, 1/3'ünün komşulara dağıtılması yönündedir. Kurban bayramı süresince kurban sahibinin evinde günlük protein gereksinmelerimizin üzerinde yoğun bir et tüketimi olmaktadır. Amaç fakire nitelikli besin yardımı yapılması ise kurban eti yerine günümüz kurban ücretleri üzerinden kurbanın parasının tamamıyla daha fazla fakire yardım yapılmasını sağlayabilir. Kurban kesimi yerine fakirin eline et veya çok daha elzem bir başka gereksinimini almasına (örn. süt, peynir, bakliyat, yumurta, meyve vb) yarayacak miktarda para vermek kurban eti vermekten çok daha yararlı, etkindir ve insancadır. Asıl olan niyettir.

2. Kurban dışındaki et tüketimimiz için ise şöyle düşünüyor ve öneriyorum: Bugün, geleneksel pek çok yemeğimizin temel birleşeni ettir. Yemek, en önemli kültür öğelerinden birisi olup bir toplumu diğerlerinden ayıran önemli bir ekolojik unsurudur. Bu anlamda özel gün ve gecelerimizde geleneksel et yemeklerimizin yapılmasının, satın alınmasının ve yenmesinin; başta A.B.D. merkezli yabancı yemek kültürleri saldırısından ve tüketim ekonomisinin etle birlikte gelen zararlı etkilerinden (hamburgerlerle birlikte tüketilen katkı maddeleri içeren mayonez, ketçap ve ambalaj ürünlerinin tüketimi vb) bizi koruyacak çabalardan birisi olacağı kanısındayım. Bu nedenlerle örneğin bir ya da iki ayda bir İnegöl Köftesi veya Adana Kebabı yemenin kültürel nedenlerle bir gereklilik olduğunu düşünüyorum. Çünkü kendi örneğimde, Bursa/İnegöllü bir erkek ve Adana/Osmaniyeli bir kadının kurduğu ailemizin Türk-Osmanlı, Doğu-Batı yemek kültürü geleneklerini çocuklarımıza ve torunlarımıza aktarabilmeyi ve kültür emperyalizminin kurbanı olmamayı bu şekilde başarılabilirim. Yani sınırlı ve beslenme dışındaki kültürel nedenlerle de desteklenmiş; çok kısıtlı bir et tüketimini içeren ve bu ülkedeki gelmiş geçmiş bütün uygarlıkların bizlere ve gelecek kuşaklara bir armağanı olan yemek kültürümüzü de koruyan bilinçli bir ovo-lakto-vejetaryenizmle . Kul hakkı ödenmez, ya insan hakkı?

KAYNAKÇA

•  Durning, A., Brough, H. B. (1992 ), "Hayvancılıkta Reform", Brown, L. (der.), Worldwatch Enstitüsü Dünyanın Durumu Raporu-1992, User Dış Ticaret, A.Ş., İstanbul.

•  Gürsoy, U. (1999), "Et ve Kurban Ekolojisi", Git Dergisi, Ağustos 1999, Sayı: 40:22-4.

•  Gürsoy, U. (2000), "Et Yemeden Yaşayabilir Miyiz?", Buğday Dergisi, Sayı. 12:24-5.

•  Brown, L. (1994), "Gıda Sorunu", Brown, L. (der), Worldwatch Enstitüsü Dünyanın Durumu Raporu-1994, TEMA Vakfı Yayınları, No: 10, İstanbul.

•  Brown, L. R. (2001), "Açlığın Kökünü Kazımak: Çözümü Giderek Zorlaşan Bir Sorun", Brown, L. R., (der.), Worldwatch Enstitüsü Dünyanın Durumu Raporu -2001, TEMA Vakfı Yayını: 35, İstanbul.

•  Gürsoy, U. (2003), "Temiz ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları ve Enerjide Toplumsal Maliyet", Türk Tabipler Birliği Yayını kitap olarak baskıdadır.

•  Kışlalıoğlu, M., Berkes, F. (1991), "Çevre ve Ekoloji", 4. Basım, Remzi Kitapevi, İstanbul.

•  Keskin, M., Mert, A . (2001), "Türkiye'de Enerji ve Çevre Konusunda Yapılan En Büyük Hataların Laboratuvarı: Yatağan-Yeniköy-Gökova Termik Santralları", II. Çevre ve Enerji Kongresi, 15-17 Kasım 2001, TMMOB Makine Mühendisleri Odası, Ankara.

•  WHO (1991), "Meat-can we live without it?", World Health Forum, WHO, 12 (3):251-283.

•  Gürsoy, U. (1999), "Dikensiz Gül; Doğu Akdeniz Çevrecileri (DAÇE) Temiz ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Raporu", İskenderun Çevre Koruma Derneği Yayını, İskenderun.

•  WHO, (2003), "Environmental Burden of Disease Series, No. 1 Introduction and methods: Assessing the environmental burden of disease at national and local levels",Ed. By Annette Prüss-Üstün, Colin Mathers, Carlos Corvalán, Alistair Woodward, Series Editors: Annette Prüss-Üstün, Diarmid Campbell Lendrum, Carlos Corvalán, Alistair Woodward , World Health Organization, Geneva, www.who.int/cancer adresine 21 Mayıs 2004 tarihinde yapılan ziyaret.

•  European Commission (1996-2001), "ExterneE; Externalities of Energy-Methodology Annexes", http://externe.jrc.es/ adresine 21.05.2003 tarihinde yapılan ziyaret.

•  İstanbul Büyük Şehir Belediyesi (2004), "Kurban Nedir ve Kimler Kurban Kesebilir?" http://www.ibb.gov.tr/kurban/sayfa06.htm adresine 13.10.2004 tarihinde yapılan ziyaret.

•  T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı (2004), "Sıkça Sorulan Sorular-Kurban", http://www.diyanet.gov.tr/turkish/soruliste.asp?bolum=20 adresine 3.10.2004 tarihli ziyaret.

•  http://www.die.gov.tr/konularr/nufusSayimi.htm adresine 19.10.2004 tarihli ziyaret.

•  Bardakoğlu, A. (2004), "Kurban İçin İkili Mesaj", http://www.sabah.com.tr/2004/02/01/siy101.html adresine 13.10.2004 tarihinde yapılan ziyaret.

•  Sabah Gazetesi (2000), "210 trilyonluk Pazar", Sabah Gazetesi, 16. 03. 2000:16.

•  Türk Tabipleri Birliği (2000), "Sayıların Dili-Türkiye'de Gelirin % 1'lik Hanelere Göre Dağılımı", Toplum ve Hekim, Türk Tabipleri Birliği Yayını, 15 (6):478-479.

•  http://www.beyan.com.tr/arsiv/subat2004/fikih.htm adresine 18.10.2004 tarihli ziyaret.

•  Göksel, A. E. (2004), "Artık Bir Dirhem Et Bin Ayıp Örtmüyor", Milliyet, Aktüel Pazar eki, 10. 10. 2004.

15 Ekim 2004 tarihinde 20,175,000 TL olan İş Bankası 1 gram altın alış fiatı temel alınarak ortalama 20 000 000 TL üzerinden tarafımızdan hesaplanmıştır.

Türk-İş'in 2004 Eylül ayı araştırmasına göre 4 kişilik ailenin dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için yapması zorunlu olan ve "açlık sınırı" olarak adlandırılan tutar, geçen aya göre yüzde 1.5 oranında artarak, 476 milyon 564 bin liradan 483 milyon 896 bin liraya yükseldi. Açlık sınırı, son bir yılda yüzde 12.1 oranında arttı.  Dört kişilik ailenin gıda harcamalarının yanı sıra kira, ulaşım, yakacak, elektrik, su, haberleşme, giyim, eğitim, sağlık, iletişim, kültür gibi temel ihtiyaçları için yapması gereken ve "yoksulluk sınırı" olarak da ifade edilen tutar ise 1 milyar 456 milyon 965 bin liradan 1 milyar 470 milyon 814 bin liraya çıktı. Benzer bir kurumun Türkiye Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi'nin yaptığı aylık asgari geçim endeksinin sonuçlarına göre, aynı ayı temsil eden, fakat Ekim 2004'de yayımlanan araştırmasına göre ise çalışan tek kişi için açlık sınırı ise eylül ayında bir önceki aya göre yüzde 1.1 artarak 628 milyon 185 bin liraya çıktı. Dört kişilik bir ailenin ortalama gıda ve barınma harcamaları, ağustos ayındaki 607 milyon 845 bin liralık düzeyinden 621 milyon 203.7 bin liraya yükseldi. Aynı araştırmaya göre çalışan tek kişinin yoksulluk sınırı eylül ayı itibariyle 818 milyon liraya ulaştı. Dört kişilik bir ailenin asgari geçim haddi ise 1 milyar 679.5 milyon lira oldu. Yoksulluk sınırı bir önceki aydaki 1 milyar 660.1 milyon liralık düzeyine göre yüzde 1.2 oranında arttı  (Kaynak: http://www.kanald.com.tr/haber/ekonomi/2004.09.27/yoksulluk.shtml ve http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~4@tarih~2004-10-16-m@nvid~482670,00.asp adreslerine 18.10.2004 tarihli ziyaret).

Hayvan ürünleri içinde sadece yumurta, süt, bal gibi ürünlerin yenmesine izin veren vejetaryenlik biçimi.

 

 

Vejearyenlik nedir Vejetaryen beslenme Saglikli yasamRestoranlarcafelerE-groupsAnketiÜnlülerÜnlü sözler
Dinlerde vejetaryenlik Vejetaryenlik ve ruhsallik Yemek tarifleriVejetaryenligin sebepleri AlisverisKitaplar
Bu site en iyi IE 5.0 ve üzeri browser ve 1024x768 çözünürlükte izlenilebilir. copright©2002 by ßeyazKartal