ÇİN ARAŞTIRMASI
Bu çalışma Çin'de başladı ve 6500 Çinlinin beslenme ve diğer alışkanlıkları ile ilgili 367 faktörün (etmenin) incelenmesi, sonuçta hem Çinlilerin hem de Amerikalıların daha sağlıklı olabilmelerine katkıda bulunmuştur.
Bu araştırmalar göstermiştir ki şişmanlık ne kadar yenildiği ile ilgili değil, ne yenildiği ile ilgilidir. Çinliler %20 daha çok kalori harcarlar, ama Amerikalılar %25 daha şişmandır.
Ana diyet farkı yağ ve nişastadır. Çinliler Amerikalıların üçte biri oranında yağ tüketir, nişastayı da iki misli alırlar. Beden yağı depolamaya hazırdır, fakat karbonhidratlar yağın büyük bölümünü yakar.
Bazı diğer farklar ise fiziksel egzersizlerdir. Çinlilerin bir çok fiziksel etkinliklerinin olduğu bu çalışmalarda saptanmış, ama ayrıntıları incelenmemiştir.
Bugün Amerikalılar için yağ tüketiminin %30 oranında azaltılması koronel hastalıkların önlenmesi ve kansere yakalanma riskinin yok edilmesi için yeterli olmayabilir. Yeterli uygulama Çin verilerini uygulayarak yapılabilir. Yani yağdan alınan azami %20 kalorinin ortalama %10,15i yakılmalıdır.
Çok protein almak -özellikle hayvansal protein- kronik hastalıklara neden olur. Amerikalılar Çinlilerden üçte bir oranda daha fazla protein alırlar. Amerikalıların %70 hayvansal protein alırken Çinlilerde bu oran %7'dir. Et yiyen Çinlilerin yüksek oranda koronel hastalıklara ve kansere yakalandığı görülmüştür.
Zengin beslenme şekli, gençlik çağındaki kadınlarda göğüste ya da göğüsteki organlarda kanser olasılığını artırır. Çocukluk çağındaki yüksek kalori, protein, kalsiyum ve yağ, erken gelişmeye ve adetten erken kesilmeye neden olur. Bunun sonucu olarak kansere yakalanma olasılığı artar. Bu kansere yakalanmış Çinli kadınlarda regl başlangıcı Amerikalılardan 6 yıl daha geç olur. Sütteki kalsiyum, eklem hastalığını önlemek için gerekli değildir.
Bir çok Çinli süt ve süt ürünü tüketmez, onun yerine kalsiyum gereksinimini meyvelerden alırlar. Çinlilerin kalsiyum tüketim ortalaması Amerikalılara oranla yarı yarıya olmasına karşın Çinlilerde eklem hastalığı daha azdır ve yaşam ortalaması 70 yıldır. Bu da Amerikalılardan üç-beş yıl daha azdır.
Daha başlangıçtaki bulgular. Dr. T. Colin Campbell, (Beslenme biyokimyager, Cornell Üniversitesi) Çin beslenme çalışmaları kurumu, yaşam laboratuarının önündeki 40 yıl içerisinde çok daha önemli bulgular bulmaya devam edeceğini sanıyor.
Bu çalışmada, kanserin beslenme ile ilgisi olduğunu anlamak için 1983 yılında başlatıldı.
Bu konuyla ilgili çok geniş kapsamlı bilgiler, kaynak kitap, bilgisayar bandı ve materyal olarak bilim adamlarına ve tıp araştırmacılarına açıktır.
Çinlilerin bitkisel yönden zengin olan beslenmesi dikkat çekicidir. Çinlilerin tükettiği sebze Amerikalılardan üç kat daha fazladır. Dr. Campbell, bitkisel lif (posa) oranın fazla olduğu beslenme tarzının zararlı olduğuna ilişkin bir kanıt bulamamıştır.
Bazı Amerikalı bilim adamları, posanın bazı demir vb. minerallerin absorbe olmasında bir engel olacağı kanısındaydılar ama Çinlilerde bu konu ile ilgili hiç bir olumsuzluğa rastlanmamıştır. Hatta fazla posa alanların kanlarındaki posa oranının da fazla olduğu görülmüştür.
Çalışma göstermiştir ki et tüketimi, demir eksikliği ve kansızlığı önlemek için yeterli değildir. Kansızlık belirtisine rastlanmamış orta yaş gurubu Çinlilerin geneli Amerikalılardan iki kat daha fazla demir alırlar, ama onların büyük bir çoğunluğu demiri bitkilerden alır. Eklem hastalığını (osteoporosis) önlemek için ete gerek olmadığı bu çalışmalar sonucunda anlaşılmıştır. İnsanın kalsiyuma bilinenden daha az gereksinimi olduğu ve gerektiği kadarını da bitkilerden alınabileceği yine bu çalışmalar sırasında ortaya çıkmıştır.
Bu çalışmanın bulguları şunu kanıtlamıştır: "Az miktardaki et tüketiminin bile Amerika da sıkça rastlanan kansere ve kalp hastalıkları ile önemli ölçüde bağlantısı vardır." Diyor Dr. Campbell (Beslenme uzmanı biyokimyacı Cornell-Çin-Oxford beslenme projesi sağlık ve çevre yönetmeni) Dr. Campbell şöyle devam etmektedir: "Ülkemizdeki hastalık oranlarının önemli ölçüde azalması arzu ediliyorsa et ağırlıklı olan Amerikan beslenme tarzı yerine, sebze temelli beslenme tarzı esas alınmalıdır." Campbell, Oxford üniversitesindeki meslektaşları ile yaptığı ortak çalışmada Çin projesindeki verileri analiz ederek bu sonuca varmıştır.
Çin'in kırsal kesimindeki beslenme genelde bitkisel temellidir; onun için yağ ve hayvansal protein oranı az, lif (posa) oranı Amerikan beslenmesinden fazladır. Örneğin: Amerikadaki dejeneratif hastalıklar Çine oranla daha fazladır. Çinin kendi içinde de hayvansal ürünlerin daha çok tüketildiği bölgelerde bu hastalıkların fazla olduğu görülmüştür.
Campbell "Bugünün beslenme uzmanları, alınan toplam kalorinin % 30'nun (gerçekte bu oran % 35-38 arasıdır) yağdan alınmasını önerirler. Çin araştırmasındaki verilere göre ise, yağdan alınan kalorinin %15 düşmesi ile kanser, kalp gibi kronik, dejeneratif hastalıkların ve diyet bağımlılarının oranlarında %80-90 oranında bir azalma olduğu kanıtlanmıştır." Demiştir. (Ulusal Bilimler Akademisi 1982 Kanser Araştırma ve Önleme Bölümü yetkilisi.)
"Sebze temelli beslenme şekli ile Batı yalnızca hastalıklarının riskini azaltmakla kalmaz, aynı zamanda yılda ortalama 120 milyar dolarlık sağlığa harcanan paranın da azalmasını sağlar". der Campbell.
Birçok konuda örnek almaya çalıştığımız çok gelişmiş batı ülkelerinden ABD'nin bugünkü durumunu aşağıdaki araştırmadan görebiliyoruz. Bu araştırma belki ülke olarak medenileşmeye çalışırken ne gibi hatalar yapılabileceği açısından örnek olabilir.
Profesör doktor Alex Hershaft, ABD deki bir çok vejetaryen derneklerinden biri olan "Farm animal reform movement" adlı derneğinin kurucusudur. Bu derneğin 1980 yılında hazırlamış olduğu bilimsel bir raporun aşağıdadır.
"Dengeli ve sağlıklı beslenme ile kalp hastalıkları, kanser ve diğer öldürücü hastalıkların sonucu olan ölümlerin, önemli bir ölçüde azaldığı bilinir. Sağlıklı beslenme aynı zamanda bir çok hastalığın verdiği ağrı ve acıların azalmasına da neden olur. İlaç masrafları azalır ve üretkenlik artar. Bu tür bir vejetaryen beslenmede sebzeler, tahıllar ve meyveler kullanılır. Et ve diğer hayvansal yağlı besinler ve alkol kullanılmaz. Rafine karbonhidratlar önerilmez.
Bu tür bir diyetin olmaması bizim diğer kritik problemlerimizi nasıl etkiler? Toprak, orman, su, enerji ve diğer yaşamsal kaynakların kayıplarına neden olur. Erozyona hatta dünyamızın yaşamının tehlikeye girmesine yol açar.
Toprak:
Hayvan üretimi için 48 eyaletin yüzölçümünün %60'ı kullanılıyor.
Bir sığır üretimi ile 250 kilo et sağlanır ve bunun için ortalama yılda 40 dönüm arazi gereklidir. Bunun 36'sı sığırın otlaması için, 4'ü otlağı, sulağı ve yetiştirilmesi içindir. Fakat bunu yerine 25 litre hacmindeki aynı değerde kalori veren mısır için yalnızca ¼ dönüm toprak gereklidir. Başka bir deyişle 1/160 oranda toprağa gereksinimi vardır.
Hayvan üretmek için tarıma elverişli toprağı yoğun olarak sömürmemiz sonucu oluşan, üst tabakadaki humusun erozyona uğramasından biz sorumluyuz.
Hayvan üretimi doğanın büyük bir bölümünün tahrip olmasına neden olur. Ormanların satın alınıp değişik amaçlarla kullanılması, hayvan üretim çiftlikleri ve yağmacıların avlanması ve zehirlemesi ile doğa tahrip olmaktadır.
Su:
Hayvan üretimi ve rafine karbonhidratlar için ülke suyunun %75'i kullanılıyor. Hayvan üretimi ile bir çok eriyik maddeler oluşur, oksijen ve yararlı maddeler azalır, suya çok miktarda toksit maddeler karışır. Başka bir deyimle hayvan üretimi su kirliliğinin üçte ikisini oluşturur.
Enerji ve Mineraller:
Hayvanların ya da hayvansal yağların üretimi, işlenmesi, saklanması ve hazırlanması 17 quad tüketir [soğutma birimi (17x1015 Btu)], Bu, toplam ülke enerjisinin %20'sidir (odun, ısı enerjisi dahil).
Hayvan üretimi ve ürünlerinin işlenmesi ülke genelinde tüketilen fosfat, potas ve kalayın %80'inin, alüminyumun %22'sinin ve çelik, bakır, kurşun ve kireç taşının %10'unun tüketilmesine neden olur.
Ekonomi:
Hayvan üretiminin tekelleşmesi, otomatik sistemlerde üretilmesi, binlerce küçük çiftçinin işsiz kalmasına neden olmuştur.
Hayvan ve rafine karbonhidrat tüketimi aile (2.8 kişi) başına yıllık harcama 7.000$ artar. Bunun 2.700$'ı yiyecek için, 1.600$'ı özel alınan ilaçlar ve doktor için, 1.000$'ı vergi (devletin tıbbi vergisi, beslenme, çiftlik sübvansiyonu yani devletten alınan çiftlik yardımı ve diğer uygun programlar) 1.300$'ı ev için (kereste, arsa ve diğer şeylerin artan farkları için) ve 400$'ı evle ilgili şeyler için (ısınma, yakıt farkları ve soğutma için)
Hayvan üretimi ve rafine karbonhidratların üretimi ve tüketimi yiyecek maddesi, ilaçlar, suni gübre vs., petrol, orman ürünleri, paketleme malzemeleri, üretim çiftliklerindeki makineler ve diğer çeşitli maddelerin ithaline neden olmaktadır. Bu yılda 45 milyar dolarlık ithalat demektir ve tarımsal ürünlerdeki ihracat ile eş değerdedir.
Ahlak:
Hayvan üretimi ve rafine karbonhidrat üretiminin ülkenin tahılının, baklagiller kaynaklarının %90'ını tüketir. Oysa tüketilen bu miktar Asya ve Afrika'da açlıktan ölen 800 milyon insanı kurtarabilir.
Hayvan ürünleri için yılda 5 milyara yakın hayvan katledilmekte ve kesilmektedir. Bu kişi başına 20 hayvan demektir ki bu, laboratuarlarda, kedi, köpek ağıllarında ve doğada öldürülen hayvan sayısının 25 katıdır.
Şimdi de vejetaryenliği sağlık ve tıp açısından biraz inceleyelim.
Birleşik devletlerdeki yıllık ölüm ortalamalarının %7.7'si kaza, intihar ve cinayet, %6.8'i solunum yetmezliği ve az rastlanan hastalıklar, %13'ü diğer ölümcül hastalıklar. Fakat %67.6'sı yani 1.5 milyon Amerikalı üç çeşit hastalıktan yaşamlarını kaybetmişlerdir; kalp hastalıkları, kanser ve kalp krizi. Diğer %5.3'ü yani 120 bin kişi diyete bağlı hastalıklardan hayatlarını kaybetmişlerdir. Özellikle bu hastalıklarla ilgili tek dikkat edilmesi gereken yiyecek maddesi et ve hayvansal yağlardır. Diğer daha az önem taşıyan maddeler şeker ve rafine karbonhidratlar, tuz ve bazı katkı maddeleridir.
Birincil derecede ölümcül olan kalp hastalıklarında yılda 725.000'e yakın Amerikalı ölmektedir. Et yiyenlerdeki risk faktörü vejetaryenlere göre üç kat daha fazladır. Özellikle et ve hayvansal gıdalarda bulunan doymuş yağ ve kollestrol tüketimi, kalbe kan pompalayan atardamarın duvarlarını daraltıp sonunda tümüyle tıkanarak kalp krizine neden olur. Felç denilen hastalığın nedeni de beyni besleyen atardamarın tıkanarak kan gönderememesidir ve bu hastalıktan yılda 190.000 kişi ölmektedir
Kolon ve göğüs kanseri en kötü öldürücü kanser türleridir. Yıllık ölüm adedi 87.000 kişidir. Kolon kanserinde et yiyenlerdeki risk faktörü vejetaryenlerinkinden iki kat daha fazla, göğüs kanserinde ise üç kat daha fazladır. Burada konu daha karmaşıktır. Ette arsenik ile birlikte diğer ağır metaller, bazı böcek zehirleri, "diethylstilbestrol (DES) gibi büyüme hormonları, kanser dokuları ve virüsleri, "nitrite ve nitrosamine" ler, "benzo(a)pyrene"ler, "malonaldehyde" ve "methylcholan-therene gibi bir çok kanserojen madde bulunur. Buna ek olarak mideye inen et ve hayvansal yağ, kalın barsakta kansere neden olabilen deoxycholic aside dönüşen safra asitlerinin çok miktarda salgılanmasına neden olur. Göğüs kanseri en çok et yiyen kadınlarda görülmektedir ve aynı zamanda erken olgunlaşma ve prolactine hormon artışı olmaktadır.
Et ve hayvansal yağ tüketimi bir çok diğer hastalıkların oluş-masına da neden olur. Sıkça rastlanan ciğer ve dalak hastalıkları aşırı protein yüklenmesi sonucunda oluşur. Etten gelen eklemlerdeki ürik asit birikimi gut adı verilen ağrı verici sakatlıklara yol açar. Etin içerdiği yüksek dozdaki fosfor ve protein kemiklerin kalsiyumunu tüketir, kırılmalara eğilimini arttırır ve yaşlılarda görülen kamburlaşmaya neden olur. Yumuşak dokularda tekrar kalsiyum depolanması mafsal iltihaplarına, deri kırışıklıklarına ve kataraktlara neden olur.
Sonuç olarak, ette ve hayvansal yağda bulunan diğer toksit maddeler ciddi problemler yaratmaz, ama insan vücudundaki drenci azaltır, stres ve diğer ruhsal hastalıklara yakalanmayı artırır hatta insanı miskin yaparlar. Bu maddeler arasında tekrar etmek gerekirse şunlar vardır; ağır metaller ve böcek zehirleri, "trişinoz larvası"nın da dahil olduğu pathogenic (hastalığa neden olan) organizmalar, "lactik" gibi metabolik artık maddeler, phenolic (fenolik) ve ürik asitler, üre, adrenaline ve creatinine.
Hayvanlardaki 200 hastalığın ortalama yarısı insana bulaşabilmektedir. Bundan dolayı satılan etlerin denetimden geçmesinin yeterli olması olası değildir çünkü bu çok uzun ve detaylı bir işlem gerektirir.
Tüm bu verilerden anlaşılacağı gibi vejetaryen beslenme sağlıklı yaşamak ve ölümcül hastalıklara yakalanma riskini azaltmak açısından çok yararlıdır. Bu tür beslenme, yaşlanma prosesini azalttığı gibi kronik ve diğer hastalıkların yol açtığı zayıflığı ve dermansızlığı da önler, yüksek enerji verir, dayanıklılığı artırır. Bu dayanıklılık etkisi bir çok atletik yapılı vejetaryenlerde deneyimlenmiş ve kanıtlanmıştır.
Eti savunanlar, beslenme ve sağlık uzmanlarının bu konularla ilgili bir düşünce birliğine varamadıklarını söylemelerine çok sevinmektedir. Hiç bir şey gerçekten daha yakın değildir. Geçtiğimiz son on yılda altı kadar panelde konuyla ilgili uzmanlar eldeki kanıtları incelemek, test etmek için çağrılmışlardı. Çok ilginç ve çarpıcıdır ki, onların bulguları, Birleşik Eyaletler Senatörü George McGoverns'ın raporundaki beslenme hedefleriyle ilgili kilit önerilerle benzeşmektedirler. Senatörün seçtiği "beslenme" ve "insan ihtiyaçları" ından oluşan komitenin yazdığı raporun benzeyen bölümlerinden bir örnek: "meyve, sebze ve tahıl tüketimini artırmak ve et ve hayvansal yağları azaltmak."
Daha önemlisi, tersi bir sonucun oluşması için en küçük bir delil parçası bile oluşamamıştır, Örnek: "et ve hayvansal yağ tüketimini artırmak ve meyve sebze ve tahıl tüketimini azaltmak" gibi. Hatta et endüstrisinin "ne güzel küçük bir besleyici paket" şeklindeki sloganı fos çıkmıştır. Her ne kadar protein içeriği balık, peynir, fıstık ve soya fasulyesiyle başa baş gitse de et, vücudumuza temel enerjiyi veren karbonhidratlardan tümüyle yoksundur ve kemiklerin gereksinimi olan kalsiyumu çok az içerir, vitamin miktarı da oldukça düşüktür.
Dünya açlığı:
Dünya üzerinde ortalama 800 milyon insan açlık çekmektedir. Biz çiftlik hayvanlarımıza yeteri kadar tahıl ve bakliyat verdiğimiz zaman bile geri kalan ürün ile bu aç insanların hayatlarını kurtarabiliriz. Amerikan çiftçi dünyası inatla üçüncü dünya ülkelerine hayvan ürünleri ihraç etmekle meşguller.
Hakan KUTLUK
Vejearyenlik nedir
Vejetaryen beslenme
Saglikli yasam
Restoranlar
cafelerE-groups
Anketi
Ünlüler
Ünlü sözler
Dinlerde vejetaryenlik
Vejetaryenlik ve ruhsallik
Yemek tarifleri
Vejetaryenligin sebepleri
Alisveris
Kitaplar