www.vejetaryen.net
Anasayfa Yap Mail Sohbet Forum Yardim
Ekolojik tarımı kim takar ?

"Bize bir şey olmaz" diyenler diyarında

 

 

 

 

Gün geçmiyor ki, bir bilimsel yazının uyarıcı satırları arasında, dünya ekolojisinin giderek bozulduğu, toprak ve hava şartlarının istenmeyen olumsuzluklara doğru değişme gösterdiği ve iklim değişikliklerinin yol açtığı verimsizliklerin tarımsal üretimleri oldukça etkilediği, kuraklık ve erozyon gibi faktörlerin etkisiyle yerkürenin bir çok bölgesinde açlık sorunlarıyla karşılaşıldığı sorunları beyinlere çivilenmesin. Çok değil, 20-30 yıl öncesine göre bile durumun giderek daha kötü bir hal aldığı, ortaya konulan istatistiklerle bir güzel belgeleniveriyor ama bizim gibi her şeyi Allah'a havale etmesini seven toplumlarda bu uyarılardan ders alarak, mevcut durumu olumluya doğru yöneltmek adına girişimlerde bulunmak için hareketlenen fazla sayıda insanı bulabilmek de mümkün olmuyor.

 

Gelişmiş ve zenginleşmiş toplumlarda yer tutan ana düşünce, giderek artan refah seviyelerini ve sağlıklı beslenme şartlarını hedefleme gibi güzel bir yöne doğru kilitlenmekteyken, ancak karnını doyurabilme derdiyle yanıp tutuşan ve bir türlü gelişemeyen toplumlarda ise bu hedefin kenarından bile geçmek mümkün olamamaktadır. Ülkemizin de dahil olduğu gelişmekte olan ülkelerdeki durum ise, arada derede kalmanın türlü örnekleriyle doludur.

 

Son 10 yılda ülkemizde de yoğun bir şekilde duyulmaya başlanan ekolojik ya da organik tarım konusu incelendiğinde; varolan pastanın önemli bir kısmının Avrupa Ülkelerine yapılan ihracat amaçlı olduğu, yurt içi tüketime yönelik çalışmaların güdük kalmaktan kurtulamadığı ve insanımızın hem kendi sağlığı ve hem de toprak ve çevre sağlığı için fazla bir duyarlılık hissetmediği acı gerçeğiyle karşılaşılmaktadır.

 

Oysa, dünyadaki örnekler, modern tarım teknikleri bakımından oldukça ümitvar tabloları gündeme taşımaktadır. Bu da gösteriyor ki, ihtiyaçtan kaynaklanan yeni teknikler arama çalışmaları mutlaka olumlu sonuçlara ulaşıyor. Taklit alışkanlığı ya da moda hevesiyle sergilenen yaklaşımların ise ömrü fazla uzun sürmüyor maalesef. Klasik üretim biçimlerine göre, doğal olarak daha zorlu mücadeleler gerektirmesi ve kıt olan doğal girdilerden yararlanılması her ne kadar maliyetleri artırsa da, ülkemizde olduğu gibi, ekolojik ürünleri parası olanların tüketebileceği lüks ürünler olarak görmeye meyilli düşünceler nedeniyle, toplumun çoğunluğunun bu tür ürünleri benimseyememesi söz konusudur ki, bu durumda ekolojik tarımın geniş kitlelere ulaşması ve toplumun sağlıklı beslenmesi hedeflerine ulaşılmasından bahsedilemez.

 

Bu durumda, üreticilerin; kimyasalların ve sentetik maddelerin hızla devreye girdiği son bir asırlık süreye kadar geçen binlerce yıl boyunca kullandığı doğal yetiştirme tekniklerine geri dönüşünü sağlamak ama bu sefer bunun daha bilinçli ve disiplinli bir şekilde uygulanmasını gerçekleştirmek için daha fazla bilgilendirilmesine ve ikna edilmelerine ihtiyaç vardır. Üstelik tüketicilerin de, bu tür ürünlerin üstünlüğü ve yararları konusunda yeterince bilgilendirilmeleri gereklidir.

 

Ekolojik tarımın tarihçesine bakıldığında, epeyce geç kalınmış olduğu dikkat çekse de, zararın neresinden dönülse kardır denmeli. Dünyada bu işin başlangıcı, çevre kirliliğinin başlangıcı da sayılabilecek olan sentetik maddelerin yaygınlaşmaya başladığı ve kimyasal girdilerin kullanma kolaylıkları nedeniyle giderek daha fazla tercih edilmeye başlandığı günlere dayanmakta olup, 1920'lerden itibaren bir ihtiyaç halinde ortaya çıkmıştır.

 

Gerçi 50 yıl boyunca hızlı bir gelişme seyredilememiş ve ancak 1970'li yıllardan sonra gelişmiş ülkelerde başlayan çevre bilinci ve sağlıklı beslenme konularındaki duyarlılıklar nedeniyle giderek artan bir ekolojik tarım talebi yaratılabilmiştir. Ancak, geçen süre içerisinde, bu yeni tarım tekniğinin uygulanmasına yönelik düzenlemelerin ve prensiplerin ortaya konmuş olması da, ekolojik tarım uygulamalarının oldukça disiplinli ve kurallara bağlı olarak gerçekleştirilebilmesini sağlamıştır. 1972' de kurulan Uluslararası Organik Tarım Federasyonunun bu çabalara büyük katkısı olmuştur.

1980'li yıllarda Almanya, İsveç ve Danimarka'nın başını çektiği, yasal düzenlemeler yoluyla üreticilerin ekolojik tarıma yöneltilmeleri amaçlı teşvik tedbirlerinin ardından, diğer gelişmiş ülkelerde de bu tür uygulamaların yaygınlaştırılması, bu tarım modelinin önünü giderek açmıştır. 2000 yılında 19 milyar dolarlık bir değere ulaşan Dünya Organik Tarım Pazarı, 2003 yılında 25 milyar dolarlık bir seviyeye çıkmıştır. Gelişmiş ülkelerde bu tarım metodunun yıllık gelişme hızı, ülkelere göre değişmek üzere %10-30 gibi yüksek değerlerle seyretmektedir. Bu trendin bu şekilde sürmesi durumunda, bugün bu ülkelerde toplam tarım alanlarının % 10'u düzeyinde bir paya sahip olan ekolojik tarım alanlarının, yakın gelecekte çok daha iyi düzeylere gelebileceğini söylemek falcılık olmaz.

 

Ülkemizde, 1970'lerin sonundan itibaren Ege Bölgesinde başlayan ekolojik tarım uygulamaları, 1980-90'lı yıllarda giderek artan bir seyir izlemişse de, üretilen ekolojik ürünlerin % 90-95'inin Avrupa ülkelerine ihraç ediliyor olması nedeniyle, yurt içi tüketiminin yeterince gelişmesi sağlanamamıştır. 1984 yılında çıkarılan ilk yönetmeliğin ardından, 2002 yılında çıkarılan "Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik" ile, bu konuda ihtiyaç duyulan her türlü kural, teknik ve girdi temini konularında son derece aydınlatıcı bilgiler üreticilerin hizmetine sunulmuştur.

 

Ekolojik tarım üretimine niyetlenen üreticilerin ihtiyaç duyabilecekleri teknik bilgiler; örneğin gübreleme, sulama ve tarımsal mücadelede kullanılacak girdilerin özellikleri, izin verilen doğal gübre ve mücadele ilaçları seçenekleri geniş bir biçimde yönetmelikle belirlenmiş olup, bu teknik bilgiler yardımıyla artık, kullanılan malzemelerin ekolojik tarıma uygun olup olmadığı konusunda şüpheye düşülmesi önlenebilecektir. Piyasadaki pek çok dergide ekolojik tarımın işleyişi ve pazarlama imkanları konusunda sık sık yapılan yayınlar ve kitap halinde sunulan ekolojik tarım rehberleri, günümüz şartlarında bu tarım modeline yönelecek üreticilerin ihtiyaç duyabileceği her türlü bilgiyi ellerine ulaştırmaya yetmektedir.

 

Asıl zor olan konu; yönetmeliklerde açıklanan ve bu tarım tekniğine uygun olduğu belirtilen organik girdilerin, ekolojik tarım potansiyeli taşıyan her bölgede kolayca bulunabilecek şekilde piyasaya sunulmasıyla ilgilidir.

Eğer bu işe girişmiş bir üreticinin tarlasında aniden ortaya çıkan bir hastalık veya zararlı salgınına karşı, anında ilaç bayisinden bir ilaç alarak müdahale edebilme kolaylığı ve ucuzluğuna benzer şekilde, bu tür organik girdileri de kolayca bulabilmek mümkün olamazsa, ekolojik tarımı arttırma çabalarının yetersiz kalacağını ve yaygınlaşamayacağını söylemek asla bir kehanet olmayacaktır.

 

Önemli görülen diğer bir konu da, bu tür ürünlerin halkın tüketim alışkanlığında yer alabilmesiyle ilgilidir. Zaten alım gücü düşük olan geniş kitlelerin, ekolojik tarım ürünlerini, lüks diye nitelenebilecek uçuk bedellerle piyasaya sürülen, ulaşılmaz ürünler olarak görmesini engelleyici yönde tedbirler alınmalıdır. Bugün için, normal ürünlere göre % 30-50 daha yüksek fiyatlarla üretilen ekolojik ürünlere anlayışla yaklaşılırken, artan fiyat düzeylerinin bu kabulü olumsuz yönde etkileyeceği açıktır. Her alanda olduğu gibi, ekolojik tarımı ilgilendiren girdilerin de daha ucuz bedellerle temini söz konusu olabildiğinde, bunun tüketiciye yansımasının da bu tür üretimlerin yaygınlığını oldukça arttırabileceği söylenebilir. Aksi takdirde, zaten " bize bir şey olmaz" diyerek, her türlü kimyasal kirlenmeye rağmen satın aldığı gıdaları afiyetle yiyip, keyfine bakanların boşverciliğine kapılan yığınların, ekolojik tarım ürünleri gibi uzak hedeflere yönelmelerini beklemek de saflık olacaktır.

 

Ülkemizde son yıllarda, ekolojik metotlarla üretilmiş, ihraç amaçlı 100 civarındaki tarımsal ürünün, toplam tarım alanlarımız içerisindeki payının % 0.3'ler düzeyinden daha yukarılara çekilebilmesi için; teknik bilgi ve girdi temini konularında üreticilerin daha fazla bilgilendirilmeleri yanında, sağlam bir pazarlama organizasyonuyla tüketicilerin bu tür sağlıklı ürünlerden yararlanabilmelerinin önü açılabilmelidir. Çünkü sağlık her şeyden önemlidir ve sadece insanların değil, onları dolaylı yoldan da olsa etkileyen toprak ve üzerinde hüküm süren tüm çevrenin de, daha sağlıklı uygulamalardan nasiplenmesi gerekmektedir.

Ahmet Nedim Nazlıcan Zir. Yük. Müh.

Vejearyenlik nedir Vejetaryen beslenme Saglikli yasamRestoranlarcafelerE-groupsAnketiÜnlülerÜnlü sözler
Dinlerde vejetaryenlik Vejetaryenlik ve ruhsallik Yemek tarifleriVejetaryenligin sebepleri AlisverisKitaplar
Bu site en iyi IE 5.0 ve üzeri browser ve 1024x768 çözünürlükte izlenilebilir. copright©2002 by ßeyazKartal