
Türkiye'de ekolojik bir yaşam kurmak, bu yaşamın ön koşulu olarak toplumsal yaşamın diğer canlıların yaşamı ile birlikte sürdürülebilir kılınmasını ve bunun için de insanların hava, su, toprak gibi temel varlık koşullarıyla organik bağını kurmak isteyen sivil toplum örgütlerinin bir araya geldiği platform 3 Temmuz 2004 tarihinde Ankara'da Forumda bir araya geldi.
Petrol İş Konferans Salonunda saat 13.30'da başlayan Forumda Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyomühendislik Anabilim Dalından Prof. Dr. Şeminur TOPAL Biyoteknoloji Uygulamaları, Tarımda Biyoçeşitlilik ve Biyogüvenlik Önlemleri, Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümünden Emekli Prof. Dr. Turhan USLU GDO'lar Nedeniyle Etkilenecek Doğal Bitki Zenginliğimiz, Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan GÜNAYDIN Türkiye'nin Tarım Politikaları ve Güncel Durum; Açlık, Çiftçi Hakları ve GDO, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Bölümünden Dr. Serap BAŞKAYA Bitkilerde Uygulanan Genetik Mühendisliği ve Bunun Halk Sağlığı Açısından Sonuçları, İmmunolog Doç. Dr. Şükran ŞAHİN Transgenik Bitkilerin İnsan Sağlığı Üzerindeki Riskleri, Ankara Bölgesi Veteriner Hekimler Odası Başkanı Prof. Dr. Ayhan FİLAZİ GDO'lu ürünlerin Farmakolojik ve Toksikolojik Etkileri, Tüketici Hakları Derneği Başkanı Turhan ÇAKAR ise GDO'lu Ürünlerin Tüketiciler Açısından Değerlendirilmesi konulu birer tebliğ sunmuşlardır. Forumda ayrıca çağrılı konuşmacı olarak Ulusal Biyogüvenlik Çerçevelerinin Geliştirilmesi Projesinin Koordinatörü olan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğünde Daire Başkanı olarak görev yapan Ziraat Mühendisi Dr. Vehbi ESER de Türkiye'deki Mevcut Durum ve Hazırlanan Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı hakkında bilgi vermiştir.
Oldukça yoğun tartışmaların yaşandığı panel saat 19.00'de sona erdi. Bilindiği gibi bu yılın Şubat ayında Greenpeace üyelerinin, Brezilya'dan Türkiye'ye gelecek genetiğiyle oynanmış 30 bin ton soya fasulyesi yüklü gemiyi engellemesiyle başlayan tartışmalar artarak günümüze kadar gelmiş bulunmaktadır. Genetiği değiştirilmiş organizmalar; kısa adıyla GDO uzunca zamandır, sofralarımızı, sağlığımızı, geleceğimizi tehdit eder bir hale gelmiştir. Uzmanlar bu gelişmeleri çokuluslu şirketlerin, gözü doymaz girişimcilerin başımıza sardığı bela olarak da adlandırmaktadır.
Avrupa Birliği bu ürünlerin tehlikelerine karşı önlemler almaya çalışırken Türkiye'de bu konuyu düzenleyen sadece bir talimat bulunmaktadır.İthal ettiğimiz gıdaların ve hammaddelerin genetik olarak değiştirilip değiştirilmediğini anlayacak laboratuvarımız bile daha yeni kurulmaktadır. Tehlikenin daha yeni yeni farkına varmaya başladık. Genetik değişikliğe uğramış ürünler ülkemizde cirit atıyor. Böylesi bir ortamda, çeşitli kitle örgütleri, tarımsal kurumlar, veteriner hekimler, bilimadamları tarafından oluşturulan GDO'ya Hayır Platformu tepkileri örgütlemeye ve bunun için yetkilileri önlem almaya çalışmaktadır.
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara Hayır Platformunun Taleplerişu şekilde belirlendi; 1.Gelecekte ekoloji ve insanlık adına ne kadar bedel ödeteceği belli olmayan, sistemi tümüyle değiştirebilecek,çıkaracağı sağlık problemleriyle dünyanın düzenini bozacak GDO'lu ürünleri kesinlikle reddediyoruz. Bunların Türkiye'ye sokulmasının önlenmesini istiyoruz.
2. GDO'lu tarım kendi dışındaki tüm tarım şekillerini ve özellikle ekolojik tarımı yok eden totaliter bir tekniktir. Bu nedenle GDO tohumlarının ülkemize girişi yasaklanmalı, GDO'lu tarım yapılmamalıdır. Tarımsal üretimin doğal evrelerine ve ritmine saygılı olunmalıdır.
3. GDO'lu besinler geleneksel ve yerel beslenme kültürü ve hakkına açık bir saldırıdır. GDO'lu ürünlerin ülkeye girişinin mümkün olması durumunda ve her halükârda bu ürünlerinüzerinde "ne olduklarını" belirten "etiketlerin" olmasını istiyoruz. Tüketicinin alacağı üründe GDO olup olmadığını bilmesi, seçimini kendi inisiyatifine göre yapabilmesi tüketicinin en temel hakkıdır, diye düşünüyoruz.
4. GDO'lu ürünlerin kullanılmış olması ihtimaline karşı GDO'lu ürün kullandığı bilinen Nestle ürünleri gibi ithal bazı ürünlerin ve Cargill, Novartis, Zeneca, Du-Pont, Syngenta, Monsanto ve Dow Chemical gibi GDO üreticisi şirketlerin Türkiye'ye getirdiği ürünlerin mercek altına alınmasını istiyoruz.
5. GDO'lu ürünlerin %98'i böcek ilacı içerdiği için Sağlık Bakanlığının ilgili kuruluşlarınca denetlenmelidir.
6. Çiftçi örgütleri, ziraat odaları gibi kurumlar GDO'lu ürünlerle mücadele kapsamında kendi aralarında memoranduma gitmelidirler. Gelecekte olası bir GDO tehlikesinde, gen tekniklerinden ve genetik olarak değiştirilmiş ürünlerden arındırılmış olan kurtarılmış bölgeler, ancak buşekilde oluşturulabilir.
7. Ulusal Biyogüvenlik Komitesi'ne başta ekoloji-çevre örgütleri olmaküzere, ziraat odaları, tarımla ilgili tüm sivil toplum kuruluşları ve tüketiciörgütleri katılmalıdır.
8. GDO'lu tohumların ekimleriyle ilgili karşı çıkışlar ve oluşturulan memorandumlar sadece ekolojik olarak hassas bölgelerle sınırlı olmamalıdır.
9. Türkiye'de genetiği değiştirilmiş tarım ve yem ürünleri fiyatları, genetik olarak değiştirilmemiş tarım ve yemürünleri fiyatlarının çok altındadır. Bu fiyatlar Türk çiftçisi ve hayvancılık ile uğraşanlar için ekonomik bir çöküş yaratacaktır. Bu aldatmacanın karşısında gerekli bilgilendirmenin başta il ve ilçe tarım örgütleri olmak üzere ilgili kurumlarca yapılması bir görevdir.
10. Türk Gıda Kodeksi mevzuatında GDO'lu ürünler tanımlanmalı ve insan sağlığına zararlı olduğu için yasaklanmalıdır.
11.İnsan sağlığını tehdit edecek, kamu düzenini bozacak, çevre sağlığına, ekolojik sisteme ve biyolojikçeşitliliğe zarar vereceği düşünülen buluşlara patent verilmemesi, varolan patentlerin de iptal edilmesi gündeme getirilmelidir.
12. Genetiği değiştirilmiş tarım ve yem ürünleri için mevcut yasa, yönetmelik ve mevzuatlarımız, gümrüklerimiz, analiz için laboratuvarlarımız hazır değildir. Bu hazırlıkların bir anönce yapılması gerekmektedir.
13. Gen kaynakları, fosil yakıta dayalı enerji sisteminin bitmesinden sonra 21. yüzyılın en büyük zenginliği olacaktır. Ülkemizin sahip olduğu gen kaynakları en önemli zenginliklerimizden biridir. Bu çerçevede devlet ve sivil toplum kuruluşları yerli gen kaynaklarının korunması ve ıslahı için kurumsallaşmalı, gen kaynaklarımız, yasalarla çokuluslu şirketlerin tehditlerine karşı korunmalıdır.
Bildiğiniz gibi sizlere daha önceki bültenlerimizde de duyurmaya çalıştığımız ve Odamızın da aktif katılım sağlamış olduğu Ulusal BiyogüvenlikÇerçevelerinin Geliştirilmesi Projesince toplanan Koordinasyon Komitesi'ninçalışmaları bitmiş bulunmaktadır. Ancak bu proje çalışmaları ile hazırlanacak yasa tasarısının ilgili bakanlıklarda (Tarım, Çevre-Orman, Sağlık, vb.) görüşülüp TBMM'ye gelmesi ve yasalaşmasının en az 4-5 yıl alacağı ifade ediliyor. Görüldüğü gibi bu kanunun aciliyeti ortadadır ve en kısa sürede çıkarılması gerekmektedir. Kurumsal olarak destek verdiğimiz GDO'ya Hayır Platformu'nun mücadelesine Odamızın her bireyi tarafından da destek verileceği ve sağlığımız ve geleceğimiz açısından birlikte hareket edileceği inancındayız..
GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALARA (GDO) HAYIR PLATFORMUİKİNCİ EŞGÜDÜM TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRGESİ 3-4 TEMMUZ 2004 ANKARA
Şubat 2004'te ülkemizdeki GDO karşıtı hareketin girişim heyeti, GDO'lar konusunda bir çalışma komisyonu oluşturdu. Türkiye'de GDO'lar konusundaki genel bilgisizliği ve duyarsızlığı yenmek için çalışmaya başladılar.
Bu komisyonun çalışmalannın sonucunda"Yaşam Patentlenemez" bildirgesi ortaya çıktı. Mart 2004'ün son haftasında bu konuda ilgili ve duyarlı olabileceği düşünülen kişi ve kurumlara yapılan çağrı ile İstanbul'da birinci eşgüdüm toplantısı yapıldı. Toplantı sonucunda "GDO'ya Hayır Platformu" katılımcıların eğilimleri doğrultusunda oluşturuldu. Platformun etkinliklerin; kolaylaştırmak amacıyla çalışma komisyonları ve yürütme kurulu oluşturuldu. Birinci eşgüdüm toplantısında alınan karar doğrultusunda Ankara. Samsun. Adana, İstanbul ve Bursa'da bölge toplantıları yapıldı, Nisan 200- 4'de Ankara'da yapılan bölge toplantısında ikinci eşgüdüm toplantısının 3-4 Temmuz 2004'de Ankara'da yapılmasına karar verildi.
Diğer bölge toplantılarında da bu karar doğrultusunda hareket edilmeyi eğilimi ortaya çıktı. 3-4 Temmuz toplantısına hazırlık amacıyla Ankara'da konunun muhatabı olabilecek onlarca kitle Örgütü, sendika ve kuruluşla ilişkiye geçildi.
3 Temmuz'da yapılacak toplantının, konunun muhataplarının genel eğilimlerini ortaya çıkartmak amacıyla bir forum şeklinde yapılmasına karar verildi. 3 Temmuz'da yapılan foruma
yaklaşık otuz kurumsal temsilciyle birlikte 140 kişi katıldı. Devlet kurumlarını, odaları, kitle örgütlerini ve üniversiteleri temsilen foruma katılan katılımcılar GDO'lar konusunda genel durum ve yapılması gerekenler üzerine tartıştılar.
Toplantının bütününü göz önüne aldığımızda. tartışmalar ve konuşmalar GDO konusunun nasıl bir bağlama oturtulması gerektiği üzerinden şekillendi. Toplantıya Türkiye'de GDO'larla ilgili başlatılan tanışmanın olası bütün muhataplarının katılımın sağlanmış olması hem verimli bir tartışma ortamı yaratması hem de konunun taraflarının karşı tezlerini yüz yüze dile getirme imkanı sunması açısından anlamlı oldu.
Hükümetin ve özelde Tarım Bakanlığı'nın görüşlerini temsilen toplantıya katılan konuşmacılar. Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde yapılacak yasal düzenlemelerin GDO'ların denetlenmesine olanak sağlayacağını, ancak buürünlerin yasaklanmasının mümkün olmadığını, bu ürünlerin ülkeye yağlık tohum ve hayvan yemi olarak girdiğini; ama kontrolünün yapılamadığını belirttiler. Tüketici duyarlılığının ön planaçıkartılmasını savunan, ancak buürünlerin tüketilmemesi durumunda GDO'ların engellenebileceğini belirten görüşler ortaya konuldu. Tarım politikamız ekseninde, GDO'lu tarımın biyoçeşitliliği ve tarımsal olarak kendine yeterli ekonomi yaratmanın olanaklarını da ortadan kaldıracağı gerekçesiyle,çiftçilerin ve çiftçi örgütlerinin GDO'lar karşısında etkili bir zemin olacağı da savunuldu. 4 Temmuz 2004'te yapılanİkinci Eşgüdüm Toplantısı da forumda yapılan tartışmalar ekseninde şekillendi.
Bu doğrultuda aşağıdaki sonuç bildirgesi karara bağlandı.
1) Türkiye'de ve dünyada milyonlarca insan topraklarından koparılmış, kendi geçim araçlarını yitirmiş ve sağlıklı besin ihtiyacını karşılamaktan mahrum bırakılmıştır. Topraklarında tarımla uğraşan çiftçiler ise ihracata dayalı kapitalist tarımsal üretimin pazar koşullarında rekabet güçlerini kaybetmiş ve kendi toprakları üzerinde denetimlerini yitirmiş, büyük tarım ve ilaç tekellerinin ürün ve pazar denetimi altında yoksullaşmışlardır. Tarımsalüretim kapitalistleştikçe, toprak giderek yoksullaşmış, yoksulların gıdaürünlerine ulaşma olanağı azalmış, çiftçiler kendi toprakları üzerinde köle durumuna düşürülmüştür.
2) Üretimdeki muazzam artışa karşılık, toplumsal zenginliğin eşit ve adil olmayan bölüşümü ve bu zenginliğinüretim tarzı, doğanın ve toplumların varlık koşullarını ortadan kaldıracak bir düzeye erişmiştir.
3) Kapitalist üretim ve tüketim tarzı, açlığın ve işsizliğin kol gezdiği bir dünya yarattığı gibi, yarattığı zenginliği de geçim araçlarımızın sahibi olan toplumsal sınıfın egemenliği ve kontrolü altına sokmuştur.
4) Bu toplumsal sınıf, egemenliği altındaki bilim ve teknolojiyi, yaşadığımız eşitsizliği ve adaletsizliği yenidenüretecek ve kendi konumlarını daha da güçlendirecek biçimde kullanmaktadır.
5) Kapitalist sistemin sürdürülebilmesi için kâr oranlarını sürekli arttırma zorunluluğu, teknolojik ve bilimsel buluşları da bu sisteme uygun kullanmayı zorunlu kılmaktadır.
6) Bilimsel ve teknolojik tüm gelişmeler, varolduğu üretim tarzının karakteristik özelliklerini taşır. Dünyada açlığa çözüm bulma propagandasıyla kapitalist tarımın içine sokulan biyoteknolojik gelişmeler de bugün daha fazla emek ve toprak sömürüşü, yani kâr için tasarlanmıştır.
7) Biyoteknolojik çalışmaların bir türevi olan "Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar" ve bunun yarattığı endüstri de daha fazla kâr elde etmek isteyen tekellere hizmet etmektedir.
8) Bu endüstrinin ürünü olan tarım ilaçları ve tohumlar çiftçileri geri dönülmez bir biçimde topraklarından koparmakta, biyolojik çeşitliliği ortadan kaldırmakta ve toprakla, üretici emeğin sahibi çiftçinin on binlerce yıllık organik ilişkisinde onarılamaz zararlara yol açmakladır.
9) GDO endüstrisini elinde bulunduran tarım ve İlaç tekelleri, sofralarımızın temel besinleri haline gelmiş olan ürünlerin genetiğini değiştirerek geçim araçları ellerinden alınmış yoksul halkların ve dünyayı bizimle paylaşan diğer canlıların bedenleri ve besin ihtiyaçları üzerinden daha fazla kâr elde etmektedir.
10) GDO endüstrisinin tüketim amacıyla pazara sürdüğü besinleri kullanan halkın, kendi bedeni üzerindeki denetimi, kontrolü ve besinini özgürce seçebilme hakkı tekellerin eline geçmektedir.
11) Bu tekeller, kârlarını akıttıkları ülkelerin (Amerika vb.) yönlendirdiği uluslararası kuruluşlar (DB, AB, BM, IMF vb.) aracılığıyla, yoksul halkları ve ülkeleri borçlandırarak ve onların tarımsal politikalarını plansızlığa, denetimsizliğe,üretimsizliğe tabi kılarak kendi ürünlerine pazar yaratmaktadır.
12) Yanlış tarımsal politikalarla kendi ihtiyaçlarını eşit ve adil bir biçimde karşılamaktan yoksun, plansız ve üretimsiz bırakılan ülkemiz tarımının. GDO tekellerine direnme gücü yoktur.
13)Biyoteknolojiye dayalı kapitalist tarım, canlı emek ve topraktan koparma noktasına getirdiği tarımsal üretimdeki azalan kâr oranlarını ve düşme eğilimi taşıyan fiyatları kontrol edebilmek için ekolojik tarım denilen daha az tarımsal girdiye ve daha yoğun insan emeğine
dayalı tarımı desteklemektedir. Pazar fiyatları da bu arz talep eğilimleri doğrultusunda belirlenmektedir. Kapitalist ekolojik tarım da bu doğrultuda kendi pazar payı için GDO'lu ürünlere ya da sürdürülemez tarıma muhtaçtır. Kapitalist sistem bir yandan monokültür
ve yoğun tarımı destekleyip GDO'luüretimleri dayatırken bunlara alternatif olarak ortaya sürdüğü Ekolojik Tarımı da insan sağlığını korumak ve çiftçi gelir düzeyini yükseltme yalanlarıyla yaygınlaştırma stratejisi yürütmektedir.
Birleşmiş Milletler Gıda Tarım Örgütü FAO bu kandırmacanın uygulayıcılarındandır. Bir yandan Ekolojik Tarımın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması içinülke hükümetleriyle ciddi işbirliği yaparken bir yandan da GDOlu ürünlerin ekim alanlannın arttırılmasını savunmakta ve dünya açlığına tek çare olarak GDO'lu ürünleri önerebilmektedir.
14) Bu ürünlere alternatif olarak pazara sürülen "ekolojik" sıfatlı gıdaların da herkese eşit ve sağlıklı gıda ihtiyacını karşılayamayacağı açıktır. Bu bağlamda bir ekolojik tarım, kapitalist ekonominin içinde endüstriyel GDO'lu tarımın bir alternatifi gibi görünürken diğer yandan onun rekabet gücünü dengeleyen bir fonksiyona sahiptir.
15) Bununla birlikte, gen kaynaklarımızı patentleyerek yaşam üzerindeki tüm haklarımızı ellerimizden alan tekeller, toplumun ve doğanın evrimine kar amaçlı müdahalelerde bulunarak, geleceğimizi denetlemenin araçlarını da yaratmakladır.
16) '"İnsan sağlına bir zararı belirlenmediği" yönündeki bilimsel bir belirsizliğe dayanarak kendine meşruiyet zemini yaratan GDO tekelleri, bu ürünlerin sağlığımıza zararlı olmadığına
dair üzerlerine düşen ispat külfetini de dünya halklarının üzerine yıkmaktadır.
17) Bu doğrultuda hazırlanan uluslararası yasal mevzuat, dünya halklarının eşit ve sağlıklı besin hakkını korumaktan çok, uluslararası tekellerinçıkarlarını korumaktadır.
"BiyolojikÇeşitlilik Sözleşmesinin" eki niteliğinde olan "Cartagena Protokolü" ve onun Türkiye mevzuatındaki karşılığı olan "Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı" rekabet edilebilir pazar yaratma kaygısıyla hazırlandığından, GDO'luüretimi ve ürünleri yasaklamak yerine kontrollü olarak serbest bırakmayı ilke edinmiştir. Kontrolün nasıl ve neşartlarda yapılacağı konusunda belirsizlik ve derin kuşkular mevcuttur.
Bahsi geçen yasanın 2004 yılı sonunaçıkarılması hedeflenmektedir. Bu yasa tasarısı ülkemizin biyolojik zenginliğini koruyamayacağı gibi. toplumsal besin ihtiyacımızın karşılanmasında GDO'lara mahkum bırakılmamızın da yolunu» açacaktır..
Vejearyenlik nedir
Vejetaryen beslenme
Saglikli yasam
Restoranlar
cafelerE-groups
Anketi
Ünlüler
Ünlü sözler
Dinlerde vejetaryenlik
Vejetaryenlik ve ruhsallik
Yemek tarifleri
Vejetaryenligin sebepleri
Alisveris
Kitaplar