www.vejetaryen.net
Anasayfa Yap Mail Sohbet Forum Yardim
69
Hayvan Özgürleşmesi
Dinler
Diğer Dinler
Kevser Sûresi'ne dair birkaç not (II)

Dücane CÜNDİOĞLU
Kur'an'ın en kısa sûresi olan Kevser Sûresi'ne verilen mânâların ve
bu mânâlardan hareketle yapılan yorumların biraz dikkatle hesaba
çekilmeleri halinde ne denli dayanıklı olabilecekleri geçen
yazımızda gösterilmeye çalışılmıştı.
Eleştirimizi tekrar özetleyelim:
Sûre'nin ana-fikri, "soyu kesik" mânâsı verilen ebter sözcüğünün
yorumlarınca belirlenmiş ve metnin asıl muhtevası bu yorumların
baskısı altında bir türlü kendini açığa çıkaramamıştır.
Şimdi bu yorumlara temel teşkil eden 'zihniyeti' adım adım takip
edelim:
1) Efendimizin (s.a) erkek çocuğu yoktur; daha doğrusu erkek çocuğu
(çocukları) yaşamamaktadır. Araplarda erkek çocuğa sahip olmak bir
meziyet olduğuna ve Efendimiz de bu sözde meziyetten (!) mahrum
bulunduğuna göre, nesebe ehemmiyet veren muhalifleri güya bu zaafını
(!) kendisine karşı kullanmışlar ve onu erkek çocuğu olmamakla
suçlayıp bu meseleyi alay veya eleştiri konusu yapmışlardır. Kur'an
da bu alaylı eleştiriyi nasılsa ciddiye almış ve henüz risalet
vazifesiyle yüklenmiş olan Hz. Peygamber'i müdafaa amacıyla bu
alaycılara cevap vermiş.
Nesebin, bilhassa erkek çocukların Araplar nezdinde ne denli önemli
olduğu meselesi sanırım izaha ve misâl vermeye ihtiyaç olmayacak
derecede açıktır. Bu suçlamanın yapılmış olmasından kuşku duymaya da
gerek yoktur. Çünkü Arap müşrikleri için erkek çocuğa sahip
olmak "övünülecek bir meziyet", olmamak ise "utanılacak bir bir
zaaf" idi ki hâlen öyledir. Nitekim bizim toplumumuzda da, bilhassa
Anadolu'da erkek çocuğun yeri ayrıdır. Öyle ki bir kimsenin 'oğlu'
varsa 'çocuğu' vardır; kızı varsa sadece 'kızı' vardır, 'çocuğu'
yoktur. "Kaç çocuğun var?" sorusuna muhatab olan köylülerin yakın
zamanlara kadar sadece erkek çocuklarının sayısını verdikleri
bilinen bir husustur. Keza 'torun' kavramı da Anadolu'nun birçok
yerinde erkek çocuktan gelen evlatlar için kullanılır, kız çocuktan
gelen evlatların torunluğu erkek tarafına ait bir keyfiyet olarak
telakki edilirdi.
Bu bağlamda sûrenin sondan başa doğru yorumlandığında sanırım kuşku
kalmamış olmalıdır:
- Gerçekte ebter olan, asıl o sana hınç besleyendir!
Yani "soyu kesik" olan gerçekte sen değilsin, bilakis seni soyu
kesik olmakla suçlayan(lar)dır asıl soyu kesik olan!
Bu mânâya itibar edilirse, ayette "soyu kesik" suçlamasının
reddedilip suçlamanın karşı tarafa yöneltilmiş olduğu aşikârdır.
Lâkin burada izahı güç noktalar olduğuna daha önce işaret
edilmişti: "Soyu kesik" suçlaması, hakikî anlamıyla ele alınıyor
ve 'ebter' sözcüğüne "erkek çocuğu olmamak" mânâsı veriliyorsa,
Kur'an'ın bu durumu reddetmesi makul olmazdı. Çünkü Efendimizin
erkek çocuğu yoktu (yaşamıyordu). Karşı tarafın ise erkek çocuğu
olmadığı takdirde böyle bir suçlamayı yapmasının bir mânâsı olmazdı.
O halde "Gerçekte ebter olan, asıl o sana hınç besleyendir!"
şeklindeki mukabelenin mânâsı neydi? Bu tutarsızlığın farkında olan
yorumcular ister istemez "soyu kesik" suçlamasını mecazî mânâya
hamledip Efendimizin itikaden soyunun (takipçilerinin) olacağı ve
ümmetinin onun evladı mesabesinde bulunacağı tevilini öne sürmek
mecburiyeti hissetmişlerdir. Fakat bu durumda da sorun bitmiyor;
zira bu sefer suçlamayı yapan kâfir(ler)e mecazî anlamıyla 'ebter'
(soyu kesik) demenin bir mânâsı kalmıyor.
Bu tutarsızlıklar nesebi merkeze alan zihniyet tarafından
önemsenemediğinden sûre'nin ilk ayetinde geçen 'kevser'in Cennet'te
müminlerin başında toplanacakları "Kevser Havuzu"yla veya
Efendimizin Hz. Fatıma'dan devam eden nesliyle (Ehl-i Beyt'le)
tefsir edilmesi yorumculara ikna edici görünmüştür.
İkinci ayette yer alan iki emre gelince, şükrü eda kabilinden bu
buyruklar Sünnîlerce Allah rızası için "namaz kılmak ve kurban
kesmek", Şiilerce "namaz kılmak ve namazda göğsünü/yüzünü kıbleye
yöneltmek" veya "namaz kılmak ve tekbir sırasında elleri göğüs
hizasına kaldırmak" ya da "namaz kılmak ve kurban kesmek" şeklinde
yorumlanmıştır.
Biz evvelemirde Kur'an'ın Efendimize yönelik "soyu kesik"
suçlamasını ciddiye alıp -böyle bir suçlama tarihen vârid olsa bile-
bu şekilde bir cevapla mukabele etmesinin makul bir izahının
bulunamayacağına inanıyoruz; üstelik dikkatli ve titiz bir
incelemenin, meselenin sanıldığı gibi olmadığını göstermeye kâfi
geleceğinden de kuşku duymuyoruz.
Kur'an'ı anlama/yorumlama faaliyetlerinin tarihi, Kur'an ayetlerini
birçok kereler -benim "metni kullanmak" adını verdiğim bir zaaf
aracılığıyla- maksad ve muradından uzaklaştırdığının ilginç
misalleriyle doludur. Bir metni, metnin kendi hassasiyetleri
haricinde farklı endişelerin malzemesi haline getirmek, yorumcuların
sıklıkla içine düştükleri bir zaaftır. VE bu zaafın yol açtığı
mahzurlardan kaçınmanın en etkili yolu ise, metnin hassasiyetlerine
yorumcuların kendi hassasiyetlerinden ziyade ehemmiyet vermektir.
Şimdi biz bu yolu deneyeceğiz ve Kur'an'ın bu pasajını yine
Kur'an'ın kendi hassasiyetlerini nazar-ı itibara alarak anlamaya
çalışacağız.
Göğün kapıları son bir kez açıldı ve Rabbimizin kelâmı âlemleri
aydınlatmak üzre yine son bir kez Kur'an sûretinde nâzil oldu.
Vazifemiz bu mübarek kelâmın üzerindeki perdeyi gücümüzün yettiğince
aralayıp nûrundan istifade etmektir, o nûru gündelik kaygıların,
vâveylaların karanlığında boğmak değil. Hani demiştik ya, "Ah bir
durabilsek, durup bilsek, dursak ve bilsek!" diye, işte biz şimdi
biraz olsun durmayı deneyeceğiz.
14 Şubat 2004 Cumartesi
Yeni Şafak
Vejearyenlik nedir Vejetaryen beslenme Saglikli yasamRestoranlarcafelerE-groupsAnketiÜnlülerÜnlü sözler
Dinlerde vejetaryenlik Vejetaryenlik ve ruhsallik Yemek tarifleriVejetaryenligin sebepleri AlisverisKitaplar
Bu site en iyi IE 5.0 ve üzeri browser ve 1024x768 çözünürlükte izlenilebilir. copright©2002 by ßeyazKartal